10

Zaman Tüneli ve Bir Mim

Yazar: on 17:23 in
Öncelikle beni mimlemeye lâyık gören vєssєłαм arkadaşıma çok teşekkür ediyorum.

Mim sorusumuz şöyle: Eğer Bir Zaman Tüneli Olsaydı Geçmişten Yada Gelecekten Hangi Zamana Gitmeyi, Kimi, Hangi Olayı Görmeyi İsterdiniz?

Tabi bu sorunun ilk ve kesin cevabı mutlaka vєssєłαm'ın da dediği gibi Efendimiz (s.a.v) zamanında yaşamak isterdim. Hatta öyle ki Bâdiye Yaylası'nda ya da Sahra'da O'nun bastığı bir toprak parçası olmaya dahi razı olurdum. Bir de Ensâr'dan olmak isterdim ben. O gelecek diye hurma ağaçlarına çıkan gençlerden olmak isterdim. Neccar Oğulları'nın bir kızı da ben olmak isterdim. Ashâb-ı Suffa talebelerinden biri olmak isterdim. Uhud'da, Bedir'de savaş gerisindeki bayanlardan olmak isterdim. Köle bile olsam O'nun zamanında İslâm'la müşerref olanlardan olmak isterdim. Tabi bir de nasîbi olmayanlar var gözlerinin önündeki nûru göremeyenler onlardan olmaktansa hiç doğmamak bile yeğdir benim için.

O'nun devrinin hemen sonrasında İslam'ı yayanlardan olmak isterdim. Mısır'da Şam'da Endülüs'te olmayı dilerdim :)

Bir de Devlet-i 'Âli 'Osman da Kanûni devrinde Fuzûli ve Bâkî zamanında yaşamak isterdim. Divan Edebiyatı'nın gözdeleriyle bulunup onların meclislerine katılıp şiirlerine nazîreler yazmak isterdim :) Hanım Sultan'da olabilirim tabi o da büyük bir şereftir :)))) 600 yıllık Osmanlı hükümranlığının her anı bambaşka güzel hepsinde bulunmayı isterdim. Yalnız Fransız düşkünlüğünün başladığı kısımlar haricinde.

Milli Mücâdele yıllarında yaşayıp Çanakkale ile şereflenmeyi de isterdim.


Daha da eskiye gidip Hz. İbrahim (a.s) ı görmeyi isterdim.

En çokta Hz. Yûsuf'u görmeyi isterdim. Özellikle Nazan Hoca'mın "yusûf ile züleyhâ" sını okuduktan sonra daha çok istedim bunu. O'nun güzelliğini öyle çok merak ediyorum ki :) Cennet'te inşaAllah Rabbim beraber eyler bizi :)


Sanırım tarihteki bütün güzellikleri görmeyi istedim eksiksiz :D Rabbim biliyor ya gerçekten en çok O'nun devrini isterdim. Ama müjdesiyle de şükrediyorum ki O'nun bizzat elinden Kevser içenlerden olmak var. Bu yüzden gelecekte belki gül devrinde olmak isterdim. Ama yine de günümüzden çok memnunum çünkü hâlâ İslâm'ın şerefi son sür'at devam etmektedir. Ve şükür ki bende müslüman doğdum. Günümüzün kadrini görmeyi istediğimiz günlerdeymişiz gibi bilmeyi nasîb etsin. Bu isteklerimizi bize Cennet'iyle nasîb etsin.

Tekrar çok teşekkür ediyorum sevgili vesselam :) Biraz uzun ve çok istekli bir post oldu ama affına sığınıyorum :) Benm mimleyebileceğim bir çok kişiyi sen mimlemişsin bende ek olarak birkaç kişiyi daha mimlemek istiyorum :)

baharatlı tatlar, papatya68, Yaz Blogcu, Dürr-i Yektâ ve âmâk-ı hayâl

Sorumuz aynı şekilde: Eğer Bir Zaman Tüneli Olsaydı Geçmişten Yada Gelecekten Hangi Zamana Gitmeyi, Kimi, Hangi Olayı Görmeyi İsterdiniz?

|
10

Deşifre

Yazar: on 03:53 in
Sonlar bu kadar zor mudur her zaman? 
Halbuki dört yıl boyunca bu günleri beklemiştim. Bitsin şu okul artık diyerek gün saydım, 21 gün diyerek geldim evden gelirken son gelişimde. Önce balo kıyafeti, ayakkabısı ve çantasını aldım ki bu işler zor stresli ama çok eğlenceli geçmişti :) Balom 6 haziranda olacak bu arada beklerim :p :D Sonra kep ve cübbelerimizi aldık tüm sınıf fotoğraf çekindik fln son henüz bu kadar yakın değil gibiydi. Oysa bu gün şu okul bitmese mi demeden edemedim ve şu ann gecenin şu saati (03.37) psikolojim taban yapmış durumda. Şu günü tekrar yaşamam mümkün değil galiba :) Kamikaze'sinden Gondol'a ve Crazy Dance'a kadar her şeye bindim :) adrenalinim tavan yaptı :)))) hem çok stres olup hem de çok eğlendim, indiğimde bembeyazdım :D bağırmaktan sesim kısılmaya yaklaştı :D son senenin hatrınaydı hepsi, halbuki normalde olsam belki imkansız binmezdim. Fotoğrafçı okulda fotoğraflarımızı çekmeye gelmişti sınıfça ilk kez birlik olduk herkes çok iyiydi dört yılda bir olacak bir şey :) öyle de olsa bu beni çok sevindirdi. Çünkü hiç konuşmadığım insanlarla bugün konuştum küslükler kalmadı en güzeli buydu. Çimlere yatıp kocaman bir BİTTİ yazdık sonra AKÜ yazdık :) en eğlenceli fotolar bunlardı :) Şu an biraz daha fotoğraf çekinmediğim için pişmanım :))) Okul hayatımızın son dersinde danışman hocamıza sürpriz bir parti ve hediye ile yine sınıfça çok güzel vakit geçirdik :) Şenlik alanı zaten tam bir cümbüştü, birde akşam Kubat gelince tabi oturmaya gitmedik bizde eller havaya hayde modda oyun havalarına bıraktık kendimizi. Tabi bunun ön hazırlığında da apaçiden halaya mezdekeye kadar bir düğün havasında eğlenmiştik :D bunlarda 4 yılda bir olan şeyler :) yoksa ben kim oynamak kim :)))))) Sonra bunca güzel şeyin ardından her şey bitti sınavlar tez senaryo kpds dörtlüsü ile baş başa kaldım artı son günlerde bu kadar kaynaşmışken okulun bitiyo olması ise gel de psikolojini bozulmasın durumu :) 6 haziran'a kadar çokça yoğun ve bol duaya ihtiyacımın olduğu günler bana dua edin olur mu? :) Mesela tez hocam transkripten vazgeçsin o kadar yazmışım bitmiş niye başa çeviriyo beni son gün dimi ama :) Kısaca bunca şeyin ardından gecenin şu saati yorgunluktan öldüğüm halde oturmuş derdimi dökme ihtiyacı duyuyorum :) Çok zormuş gerçekten mezun olmak hissi, ağlamam ya ne ağlaması demiştim halada kararlıyım :D ama psikolojim bozuk. Cuma günü ailem geliyo kep atacağız bu bile duyguları yoğunlaştırmaya yetiyor :) Kendimi çok deşifre ettim galiba :)) Ama tek başına bu yükü kaldırmak çok zor gerçekten. Öyle bir şey ki oturup tez yazmam gerek ama arkadaşlarımla vakitte geçirmeliyim şenlikler bitiyo son günler zaten sınavlar başlıyor derken bir karar vermeli ve eğlenmeye gitmelisiniz. Gider miydiniz bence evet :) 

Sonuç olarak şu bunalım kıza dua edin son günleri güzel geçsin :)

|
3

O’na Yakınlık İçin Salâvat

Yazar: on 21:22 in ,
“Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salâvat okuyandır.” (Hadis-i şerif; Tirmizî)

Cenab-ı Mevlâ  yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler. Ey iman edenler, siz de ona salât u selâm getiriniz.” (Ahzâb, 56)

Ayet-i kerimedeki bu emir, Allah Rasulü s.a.v.’in birçok hadisi ile desteklenmiştir. Efendimiz birçok kere kendisine salât ü selam getirilmesini tavsiye etmiş, istemiştir.

Salât kelimesi sözlükte “dua, tebrik, yüceltme” manasındadır. Dinî manada, dua ve namaz demektir. Peygamber Efendimiz s.a.v. için kullandığımız salât ise “dünyada ve ahirette Allah’tan yüceltme talebinde bulunmaktır.” “Selâm” kelimesi ise “dünyada da ahirette de kişinin sıkıntılardan kurtulmasıdır.” (Ta’rîfât)

Yani Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. için salât ü selam edince Allah’tan O’nu yüceltmesini ve her iki cihanda da selamet vermesini talep etmiş oluyoruz.

Yukarıdaki ayet-i kerimede, Allah’ın ve meleklerin de salât ettiği buyruluyor. Demek ki salât eden sadece biz insanlar değiliz. Fakat salâtlar, eden makama göre değişiklik arz eder. İslâm alimleri bu farklılığı şöyle açıklamışlardır:

• Allah Tealâ’nın salât etmesi, tezkiye ve ilahî rahmete mazhar kılmadır.

• Meleklerin salât etmesi, Allah Rasulü s.a.v. lehinde istiğfar talep etmedir.

• Kulların salât ü selam getirmesi ise dua ve tazimdir.

Kısaca salât,

• Allah’tan rahmet,

• Meleklerden istiğfar,

• İnsanlardan hayır duadır.

Meşhur alimlerimizden Mücâhid rh.a. ise insanların salât etmesini, ümmetin peygambere uyması olarak açıklamıştır.

Bu manayı destekler nitelikte İmam Gazalî rh.a. de Mükâşefetü’l-Kulûb adlı eserinin “Muhabbet” bölümünde öncelikle salavât getirme konusunu işlemiştir. Bu konudaki hadislerden bazılarını ve Efendimiz’e salavât getirmeyenlerin karşılaştıkları vakaları anlatan menkıbelere yer vermiştir. Bunlardan biri şöyledir:

“Anlatıldığına göre adamın biri çölde giderken gayet çirkin bir yüz görür: “Sen kimsin” diye sorar.

O çirkin yüz “Ben senin kötü amelinim” der.

“Senden kurtulmanın yolu nedir” diye adam takrar sorar “Hazret-i Peygamber s.a.v.’e salât ü selam getirmek.”

Ashâb-ı Kiram, Tabiîn, İslâm alimleri ve tasavvuf büyükleri salâvat getirmeye büyük önem vermişlerdir. Nitekim bazı imamlar salâvat getirmeyi vacip görürler. Bazıları da bu vecibeyi ömürde en az bir kere yapmak gerektiğini ifade ederler.

Salâvât okumak ibadetlerimizden bir parçadır. Kıldığımız her namazda, son oturuşta Efendimiz’e, âl ve ashâbına salât ederiz. Salât ü selam duaların kabul edilmesi için bir vesiledir. Süleyman Çelebi Vesîletü’n-Necât: Kurtuluş Vesilesi adlı mevlidinde her bölümün arasında insanları salâvat getirmeye davet eder:

“Ger dilersiz bulasız oddan necât / Aşk ile şevk ile edin essalât...”

Yani, “eğer ateşten kurtulmak dilerseniz, aşkla şevkle salâvat getirin.” diyor.

Yine evliullahtan Terzi Baba k.s. hazretleri, salât ü selamın duaların kabul vesilesi olduğunu nükteli bir şekilde şöyle ifade etmiştir:

“Bulam dersen iki âlemde dermân / Salât ile selâma eyle idmân.” (Kenzü’l-Fütûh)

Bundan başka kaynaklarda, salât ü selamın önemine dair birçok bilgi ve menkıbe kayıtlıdır. Yine İslâm coğrafyasında farklı salâvatları derleyen birçok eser yazılmış ve bu eserler farklı tasavvufî yol ve meşreplerde günlük vird haline getirilmiştir.

Bütün bu gayretler, Allah’ın emrine, Allah Rasulü s.a.v.’in tavsiyesine uymak ve müjdesine erişmek içindir. Nitekim bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Bana bir salât ü selam getirene, Allah on defa rahmet eder.” (Müslim)

Bir diğer rivayette bu hadisin devamı şöyledir: “On hatası silinir ve derecesi on kat yükseltilir.” (Nesâî)

Allah Rasulü s.a.v. bir başka hadiste de hangi gün salâvat getirmenin daha faziletli olacağını bildirmiştir: “En faziletli gününüz cuma günüdür. O gün bana çok salât ü selam getiriniz. Çünkü salât ü selamlarınız bana arz edilir.

Sahabiler “Ya Rasulallah, bizim salât ü selamımız sana nasıl arz edilir, sen çürümüş olursun” diye sorunca, Rasulullah s.a.v. onlara: “Allah Tealâ peygamberlerin cesetlerini toprağa haram kılmıştır, diye cevap verdi.” (Ebu Davud)

Salât ü selam getirmek, gönlü Allah Rasulü s.a.v.’e bağlamak, Allah’ın emrine uyarak onu yüceltmek, hayır duada bulunmaktır. Bunlar daha önce söylediğimiz sebepler... Bir diğer sebep ise Efendimiz s.a.v. tarafından açıklanmıştır: “Benim kabrimi bayram yerine çevirmeyin, bana salât edin. Siz her nerede olursanız olun, salâtınız bana ulaştırılır.” (Ebu Davud)

Meşhur hadis açıklayıcılarımızdan İmam Tîbî rh.a. bu hadisi izah ederken şöyle demiştir: “Allah Rasulü s.a.v. burada şöyle demek istiyor:

‘Kabrimi ziyareti bayrama çevirmeyin, orada toplanırken bayram yapar gibi toplanmayın. Bunu eğlence, sevinç ve süslenme gününe çevirmeyin.’

Ziyaret edebi böyle değildir. Çünkü ziyareti bayrama çevirmek yahudi ve hıristiyanların adetidir. Bu onlara gaflet, kaplerine de kasvet getirmiştir.

Putlara tapanlar da ölülerini tazim ederler, hatta onları putlaştırırlar. İşte bu yüzden Efendimiz işaret ediyor ki,

“Allahım kabrimi tapılan bir  yer kılma. Çünkü peygamberlerinin kabirlerini tapınak haline getirenlere Allah’ın gazabı şiddetlidir.” (Şerhu’t-Tîbî alâ Mişkâti’l-Misbâh)

Sözü, salavât hakkında bir uyarı niteliği taşıyan Hz. Ali r.a.’ın şu rivayeti ile bitirelim:

“Allah Rasulü s.a.v. buyurdu:

– Cimri, yanında ismim anıldığı halde bana salât ü selam getirmeyen kimsedir.” (Tirmizî) 


Selim GÜNEŞ / Semerkand Dergisi Nisan Sayısı

Yazıcıdan dip not: 
Yâni kısaca bize "Seni Seviyorum yâ RasulAllah = Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammed" formülünü veriyor bunca hadis ve âyet. Bu formülün ise tek tek her yere sağa sola dört yöne yazılması gerek.

Öncelikle Rabbimizin "levlâke levlâke lemâ halakt'ül eflâke" "Sen olmasaydın, sen olmasaydın yeri göğü (âlemleri) yaratmazdım" sözünü hatırlarsak yaratılış sebebimizi hatırlar ve yaratılış sebebimize selâm ederiz galiba. Ki bunu tezimde okuduğum bir beyit çok güzel anlatıyor paylaşmak istiyorum.



Şânıne levlâk levlâk oldı tecbîl-i ‘azîm
Halk-ı mahmûd yine hâkdan ‘atâdır yâ rasûl

Diyor ki: Övülmeye değer olan yaratıcımız Allah'tan bize ihsan olarak senin şanın için bu büyük yer gök yaratıldı yâ RasûlAllah.
Sırf O'nun şânı için her şey yaratıldı ise biz de O'nun şânını arttırmak için O'na selâm etmeliyiz ki kendi şânımızda O'nun gözünde artsın.

Kişi sevdiğine sevdiğini söyleyemez belki ama belli eder hiç değilse sürekli ismini anar değil mi? O zaman O'nu seviyoruz diyen bu diller O'nu günde kaç kez anıyor sorgulanması gereken bir durum galiba. Halbûki formül ne basit sadece beş kelime zor değil ama dil alışkanlığı yok, dil alışkanlığı için de kendimize her gün bir hedef koyup şartlamalıyız yoksa gerçekten unutuyoruz ve dembedem unutturuluyoruz (Allah korusun). Hiç değilse sabah akşam on günahımız silinsin diye on kez selâm etsek, ya da uykuya dalmakta güçlük çekiyorsak koyun saymak yerine selâm etsek :) ne güzel olur değil mi? Zikre alıştıktan sonrasında ise işte en güzel kısmı bu olacaktır. Dünyada kevser'ül âlâ dan içmiş kadar olup sonrasında cennette de En Sevgili'nin ellerinden içeceğiz inşaAllah. 
Rabbim cennetinde O'nun ellerinden kevser içebileceklerden eylesin, şimdi bildiğimiz ama hatırlamaya ihtiyaç duyduğumuz bu yazıdan sonra birer selâm etsek şu akşam vakti belki bir 'aleykum selâm ve rahmetullahi ve berekatuh' sesi duyarız (inşaAllah).

Yaratılış sebebimiz olan'a binlerce defâ salât ve selâm olsun ve bi'l cümle bu yazıyı okuyanlara da selâm olsun, Allah'ın rahmeti bereketi ve selamı üzerinize, üzerimize olsun her zaman...

|
5

Üşümek mi?

Yazar: on 00:20 in ,

Üşümek mi? İnsanın içinde güneş yanarken üşümek mi? 
  çalıkuşu
               Henüz bahar tam mânasıyla yüzünü göstermiş olmasa da baharın gelişi insanın içinde güneşler açtırıp içini ısıtmıyor değil :) Hele ki bu bahar günleri tatlı telâşların yaşandığı günlere denk geldi ise. Ben okulu bitirme telâşında; mezuniyetti, baloydu, tezdi uğraşırken, evlerde bahar temizlikleri başlamış, güneşin açtığını gören çocuklar bakkallara dondurma almaya koşmuş, haftasonları pikniklere gidilmeye başlanmış bile :) Az kaldı ben de yakında bu kervâna katılacağım inşaAllah. 
               Bu papatyaları buz gibi bir günde sabahın erken saatlerinde görmüştüm. Bahar yeni gelmişti aslında henüz mart ayının başıydı. Güneşin kendini yeni gösterdiği saatlerde bu müptekulâde görüntüyü veren papatyalara kayıtsız kalmak nâ mümkündü benim için :) Karşıda deniz kendini gösteriyor, ben biraz tepe olan bir yerdeyim ve bu papatyalar uzaktan denize bakıyorlar. Ben üşüyorum aslında çünkü hava cidden soğuk. Ama bu güneş insanın içinde yanarken üşümek mi? Aslında insanın içinde asıl güneşler yaktıran bu görüntü ve o anki tefekkür hâlidir. Rabbim ne güzel yaratmış değil mi demekten alamıyor insan kendisini. 

                Rahmân Suresi'nin 10-13. âyetleri'nde Yüce Rabbim buyuruyor ya:
10. (Allah) yeryüzünü canlılar için yayıp döşedi 
11.12. Orada meyve(ler) ve salkımlarla dolu hurma ağaçları, yapraklı tâneler ve hoş kokulu bitkiler vardır.
13. O hâlde (Ey insanlar ve cinler!) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?


                Açıkça ayette belirtilen yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler bu papatyalarda görebiliriz galiba. Şu papatyaları ve şu âyetleri gören hangi göz inkar edebilir! diye düşünmekten kendimi alamıyorum. (Kalpleri katılaşanlar geliyor aklıma susuyorum) Şükür ki bu nîmetleri ve gördüklerimizi yalanlayanlardan değiliz! Rabbim bir ömür tefekkür üzere yaşamayı nasîb etsin. Amîn ve ecmaîn...


 

|
4

Belh'in Köpekleri ve Sabır Üzerine Bir Kaç Not

Yazar: on 21:59 in , ,

Bir gün Şakîk-i Belhî Hazretleri İbrahim Edhem Hazretlerine uğrar.
- Ey İbrahim! Geçimini temin hususunda ne yapıyorsun? diye sordu.
İbrahim Edhem:
- Bulursam yerim, bulamazsam sabrederim, diye cevap verdi.
Şakîk-i Belhî:
- Bizim Belh köpekleri de senin gibi yaparlar.
İbrahim Edhem:
- Ya sen nasıl yaparsın?
Şakîk-i Belhî:
- Benim elime geçerse îsar (başkalarını nefsime tercih) ederim, eğer elime geçmezse şükrederim.
İbrahim Edhem kalktı, Şakîk-i Belhî'yi başından öptü ve "Üstâdımsın" dedi.


Sabır deyince hemen aklımıza Bakara Suresi'nin 153. âyet-i kerîmesi geliyor olmalıdır. Âyette eksik hatırlama tehlikeli bir durum olduğu için olduğu gibi Türkçe'sini yazıp ardından Feyz'ül-Furkân'dan mealini yazmak istiyorum.
Âyet şöyle ki: "Ey imân edenler! Sabır ve namaz/dua ile (Allah'tan) yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.
Feyzü'l-Furkân'da da bu ayetin açıklaması şöyledir: "Âyet-i kerîmede geçen sabır ve namaz, karşılaşılacak güçlüklerin çözülmesi için Allahu Teâlâ'nın yardımını sağlayacak bir vesiledir. Sabır; cesaret, zorluklara göğüs germek, direnmek anlamında da ahlâkî bir disiplindir. Namaz; gönlünde Allah sevgisi olan, O'na saygı duyan ve O'nun huzuruna çıkacağına inanan kimsenin imân ve itaatinin bir göstergesi, dinin direği ve kulu Allah'a yaklaştıran bir ibâdettir."

Bir de konu sabırdan açılmışken önceki gün Semerkand Tv de sabah yayınlanan Hanımlar Buyrun programında -çok acelem olduğu halde hikaye bitmeden ayrılamadım tv başından- bir bayanın anlattığı, bir hikâyeye denk geldim tevâfuken bu hikâyeciği de anlatmak istiyorum.
"Anlatan bayan yine bir bayanın başına gelen bir olaydan bahsediyordu. Yetim bir kız bir vesile ile biriyle evlendiriliyor. Gelin gittiği evde kayınvalidesi ile beraber yaşıyor. Kızın bir annesi bir de ablası var. Kayınvalidesinin kıza etmediği eziyet kalmıyor malesef. Öyle ki annesi veya ablası aradığında banyoda, burada değil gibi cevaplarla kız yanında olduğu halde kızı ailesi ile görüştürmüyor. Evden çıkmasına zaten müsaae edilmiyor. Ancak hastalık gibi mühim bir durumda dışarı çıkan kız, yaşadıklarını anlatırken bir evden çıkışı ile diğer çıkışında mevsimin değiştiğini, en son çıktığında kışken tekrar çıktığında baharın geldiğini gördüğünü, camdan bakmasının bile yasak olduğunu söylüyor. Bunca olaya sessiz kalamayan -tv de olayı anlatan- bayan ve kızın ablası artık dayanamayıp kızın boşanması isterler. Kız ise bunu istemez çocuğu da vardır çünkü artık. Sonra o gece kızın ablası bir rüya görür. Rüyasında bir kapı önünde o bayanla beklemektedirler. Kadınlar içeri girmek isterler ancak birileri engel olur. Artık çok merak ettikleri için ısrarla sorarlar içeride ne var kim var diye. İçeride o kız Efendimiz(sav) ile oturmaktadır. Ve o bayanlar içeri neden alınmadıklarını sorduklarında onlara siz sabredenlerden olmadınız cevabı verilir. Abla rüyasından uyanınca kardeşini arar rüyasını anlatır ve boşanmamasını ister."

Yazıcıdan notlar: Bu aralar sabır konusunu anlatmam gerekti galiba kendime. Çünkü bir gün boyunca üst üste "sabır" üzerine yazılar ve anlatılara denk geldim. Üstelik sabırsızlık ettiğim bir gündü sanırım :) 
İlk kıssa "Kalemdârın Not Defteri" adlı kitaptan alıntıdır. Kitabı elime aldığımda vira Bismillah deyip nasîbe bir sayfa açtım, ve bu kıssa geldi. İlk okuyuşta idrâk etmesi biraz zor. Çünkü insanın kendini köpek yurduna koyması biraz zor, belki onlardan da aşağı olduğunu düşünmesi daha da zor. Ama bir yerde öyle değil miyiz? Ben kendi nefsime en basiti acıkınca sabredemiyorsam acele edip belki en önemli şeyleri bile ihmal edebiliyorsam, o zaman ne farkım kaldı o mahluklardan? Ne acı böyle olmak! Halbuki ah biraz isâr edebilsek, bir lokmanın hepsini verecek kadar olmasa da yarısını verecek kadar infâk edebilsek. Eskiden, iyi ama nasıl nereye vereceğiz diye düşünüyordum, hani komşumuzun halini bilmiyoruz, çevremizde de yok galiba öyle insanlar filan derdim. Sonra gördüm ki o kadar çok el var ki senin elinden alıp bunu görmeyip başka ellere ulaştırabilecek. Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek ya onlarda senin elini görmüyorlar. Yani ki alan el ile veren el arasında köprü olacak. O zaman bir lokma yerken arada bir de olsa Belh'in köpekleri aklımıza gelirse, belki hayır çeşmesi olan kumbaralarımıza yediğimizin sadakasını atabiliriz. (Evde her zaman bir kumbara bulundurup birikenlerle sadaka vermek bir çok belâyı def eder inanın. Ki her yediğimiz yaptığımız lüks için bir kaç lirada o kumbaraya atmak belki lükslerimizden vaz geçmemiz için de bir vesile olabilir.)

İlk kitabım dün Sevgili Dost'tan hediye olarak geldiği gibi, ikinci kitabım yani Feyzü'l Furkân'da ablasından hediye geldi :) Paylaşmayı seviyoruz ya hemen faydalanmak istedim (: Neyse konuyu dağıtmayım :) Mealde de Hasan Tahsin Hoca meâli gerçekten çok güzel yapmış. Genellikle bizim aklımızda âyetin "Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir" kısmı kalıyor. Ama aslında âyetin bütünündeki anlam muhteşemdir. Çünkü sadece sabır yetmiyor sabır namazsız, namaz da sabırsız olmuyor sanki değil mi? Efendimiz (sav) Mirac'a sabırla çıktı. Öyleyse mü'minin miracı namaz sabırsız olmaz. Peki namazda sabır nasıl olur. -Bu tamamen beni zannımdır- Namazda sabır ise sebât edip namaza devam etmekle olacaktır diye düşünüyorum.

Son olarak paylaştığım olay ise tamamen gerçektir ve ibretliktir. En azından ben dinlediğim de ciddi anlamda çok etkilendim. Sonra sabır üzerine biraz düşündüğümde çevreme günlük hayata baktığımda "sabırsızlıklarımın ve sabırsızlıkları" son safha olduğunu gördüm. Yemek gecikti diye sinirlenen baba, otobüs gelmedi diye içinden saymaya başlayan genç (bu ben oluyorum :)), reklam bitti diye tepinmeye başlayan çocuk, arkadaşı ile buluşacak olan gencin bekletildiği için triplere girmesi (buda ben :) vs vs gibi bir çok örnek çıktı karşıma en basit sabırsızlık örnekleri olarak. Bunların hepsi benim çevremde gözlemlediğim sabırsızlıklar. Bunlarda ne var diyebilirsiniz evet bunlar küçük şeyler. Büyük meselelerde sabretmemiz gerektiğini farkedebiliyoruz bazen ama bu küçük şeyleri önemsemeyip asıl kaybı yaşıyoruz. Beklemek sünnettir mesela, ama bekletince hemen küplere binip karşımızdakini kırıyoruz. Ne büyük kayıp değil mi? "Her şeyde bir hayır vardır" düstûrunu tam olarak benimseyemediğimizin apaçık göstergesidir bu. 

Velhasıl kelâm, sabra sabredip, küçükleri birbirine ekleyip, büyük sabrılara ulaşmaya bakmak lazım geliyor galiba. "Nimete şükretmek, isâr etmek, infâk etmek kısacası ehl-i sünnet yaşamak" insanı sabra ve sabrın mükafatlarına götürecek en güzel yoldur. Ve son olarak yine bir âyeti kerîme'nin içinde geçen ve Efendimiz'in (s.a.v) Hz. Ebû Bekr Efendimiz'e (r.a) söylediği bir sözle bitirmek istiyorum. "Lâ Tahzen! İnallahe meana" yani "Üzülme! Allah bizimledir" Efendimiz (sav) kim bilir hangi sabrı tüketen ama sabredilmesi gereken bir durum için söylemişti bunu. Onların yaşadıklarının yanında bizimkiler bir "hiç" değil mi? İşte Efendimiz'in bu sözünü de kendimize sabredeceğimiz durumlarda önder eylersek, aşamayacağımız güçlük kalmayacaktır...

Minicik bir dipnot: Yazım biraz uzun oldu galiba umarım sıkmamışımdır, ama mühim bir konu olduğunu düşünüyorum :) Bir de bunun üzerine hâlâ sıkılmamışsanız Lâ Tahzen adlı yazıyı okursanız ikisi bir arada daha da bir etkili olacaktır. 

Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh.
Emanet yalnızca Allah'a...

|
10

İlk Mim'leniş ve Blog Hikâyemiz

Yazar: on 22:24 in


Öncelikle bizi mimlemeye lâyık gördüğü için Âmak-ı Hayâl arkadaşımıza teşekkürü bir borç biliyoruz :)))) 
Ve sorularına geçiyoruz (:
Sevgili Âmak-ı Hayâl demiş ki:
Blog açma hikayeniz... Buralara yolunuz nasıl düştü ve neler hissediyorsunuz bi anlatın bakalım.

Günlerden bir gündü ama öylesine bir gün değildi, bir yaz geçmiş Ramazan Ayı gelmişti. Ramazan gelene kadar yaz boyu evde bir şekilde vakit geçiriyordum. Evde oturmaktan hiç gocunmam o yüzden kitap okuyup, nete girip, gayet mutlu mesut vakit geçiriyordum :) Ancak her şeyden çabuk sıkılan birisi olduğum için netteki bir çok sosyal paylaşım sitesinden sıkılmıştım hani çok saçma ve boş geliyorlardı, üstelik vakit kaybıydı da. o dönem yavaş yavaş ablamın 2 yıldır vâr olan baharatlı tatlar blogu ile ilgilenmeye başlamıştım, elimden geldiğince ona destek oluyordum. Çok seviyordum onun bloguna bakmayı. Sonra zamanla blogları gezmeye başlamıştım bu vesile ile gerçekten çok hoş ve faydalı paylaşımlar görünce bir blog da ben açmaya karar verdim. İşte o bir Ramazan günü bildiğim her şeyi paylaşmak istedim insanlarla. Zaten maneviyatın tavan yaptığı günler :) dedim haydi Bismillah. Özü İslam ve mahabbet üzere olan bir blog tasarlamıştım. Tabi her şey isimle ateş arasında iken bir isim bulmaya gelmişti sıra bu bloga. Özü İslam dedik ya "Lâilaheillallah" demeden de olmazdı İslam. Okuduğumdan beri hep dilimde olan Nazan Bekiroğlu'nun adlı kitabının ilk sayfasında yazanlar blogun asıl hikâyesi ve isim kaynağı oldu.
Nazan Hoca'm diyordu ki:
Her şey birbirinin zıddı ile yaratılmış iken Yoktan var edildik, Lâ iken, illâ var olduk Ve tevhid ile kabul ettik "O'ndan başka ilâh yoktur" Bu sırada yazıcı'nın sözleri girdi araya "LÂ: Olumsuzluk eki.Başkaldırı serbestîsi. Ama değil mi ki Tevhid kelimesi de LÂ ile başlar: Lâ ilahe. Bilinçli kabul kelimesi onun ardından gelir: İllallah.
Evet âlem de her ne vâr ise ya "yok"tu ya "var"dı. Amenna ve saddakna deyip blogu açtım :)
Bir "Edebiyat" öğrencisi olarak kitapsız, muhabbetsiz, şiirsiz, kıssa ve hissesiz olunmazdı. Arada da bir şeyler karalıyordum bunlar üzerine, insan yazdıklarını paylaşmayı seviyor, çünkü beğenilmek güzel duygu :) Belki beğenenler olur diye "Çalıkuşu" romanının üzerine yazdığım bir kaç cümle ile ilk yayınıma başladım :) Bir yandan da çevreme duyuruyorum blog açtım diye amaç izleyicelerim çoğalsın :D Çok geçmeden "ilk postumdaki resim" sayesinde "illâ" ile tanıştık. Resmi o yapmıştı ben de teşekkür bâbında bloguma koymuştum :) Sonra Hakk'ın yardımı ile muhteşem bir dostluk başladı. Hani öyle ki "ikiz ruh sahibeleri"yiz diyecek kadar büyük bir dostluk. "Sevgili Dost" mutlak ki Hakk'ın bana yazdırdığı bu cümleler sayesinde girdi hayatıma. Şimdi sonsuz şükür olsun bizi tanıştıran O Rabb'e tekrardan sizleri de şahid kılmak istedim bu şükre (: Bu blog olayı tek başına idare edilecek kadar kolay değildi. İlk günler teknik olarak çok eksiktim, tema filan bilmiyorum çok zorlanıyorum derken illâ her an yanımda oldu zaten hemen yazar oldu blogda. İnanır mısınız yazar yapmayı bile bilmiyorum şifremi vermiştim zaten ona dedim sen hallet onu da :D o kadar bilmiyordum düşünün :) Rabbim yürü yâ kulum dedi de geldik bu günlere :) Tabi bir de beni yalnız bırakmadı Rabbim yanıma kendine çok yakın olan bir dost yolladı. Ben yokluğu seçtim dedim yok olmalı O'nda, illâ da vâr olmalı hep ben de, benim yanım da. Böylece iki yazarla bu güzel blogu gün gün yavaş yavaş O'na olan sevgimizle, muhabbet aşkımızla, konuşmayı sevmemizle ipek böceği misali dokuduk. 
Ne hissediyoruz kısmına gelince de yazmak bazı insanlar için imkansızken bazı insanlar yazmazlarsa bunalımlara girerler. Yazmak fiili ekmek gibi su gibi bir ihtiyaçtır, olmazsa olmazdır. İşte bizde yazmayı "özellikle de birbirimize yazmayı" çok seviyoruz. Yazmaktan da öte insan bildiklerini paylaşmazsa boşu boşuna o bilgiyi taşırsa bir hayvandan farkı kalır mı? Biz de hep unutuyoruz diye unutmadan bildiklerimizi, gördüklerimizi, sevdiklerimizi, hislerimizi paylaşıyoruz. Amacımız unutkanlığımızı engelleyip bir nev'i kayıt altına almak her şeyi :) Bir de unuttuğumuz kadar da hatırlatmak galiba. Ki bunu kendime çok önemli bir görev addediyorum.
Sonuç olarak, bir Ramazan günü başladığım bu hikâye yine bir Ramazan günü illâ ile devam etti. Formatımız, vizyonumuz, misyonumuz her şeyimizle ilk günkü gibiyiz. Daha da güzel bir şekilde devam edeceğiz inşaAllah. 
Eksiklerim olmuştur mutlaka :) ama elimden geldiğince anlatmaya çalıştım hikâyemizi. Bu ilk mimlenişimiz olduğu için alışkın değiliz galiba ondan böyle oldu (: Tekrar çok teşekkürler sevgili âmak-ı hayâl (:

|
28

31 Mayıs Mavi Marmara Baskınının Yıl Dönümü İçin Hatim Kampanyası

Yazar: on 00:22 in

Sevgili Dostlar, Mavi Marmara'nın ülkemizden yola çıkıp onca engele rağmen Rabbi'mizin yardımı ile Filistin açıklarına ulaşması ve baskın yemesinin üzerinden neredeyse bir yıl geçmek üzere. Hani hep unutkanlıktan dem vuruyorum ya inanın bunu da unutmuştum. Ki bugün Sevgili Gülüm'se nin blogunda yayınladığı bu yazısını görede dek. Yazısı beni çok etkiledi ve o an gerçekten bir neler yapabileceğimizi düşündüm ve en mantıklı gelen fikir bir hatim yapmak oldu. Her şey için vakit buluyoruz değil mi sevgili okurlar? O zaman bir cüz okumaya da mutlaka vakit buluruz diye düşünüyorum. Bir süre önce bir film tanıtımında cân kardeşlerimiz olan Filistin halkına ancak dua ile yardım edebileceğimizden bahsetmiştim. Dua etmeyi bile unuttuğumuzu söylemiştim. Unutmuyorsak unutmuyoruz deyin nolur dostlar ama unutuyoruz. O zaman bu vesile ile hatırlamışken istedik ki biz Gülüm'se ile beraber bir hatim kampanyası başlatalım ve 31 mayıs günü bu hatimi dualayalım. Öncelikle şehid olan 9 kardeşimizin ruhuna sonrada Filistin'de şehid olmuş belki soyu tükenmiş bir dua bekleyen kardeşlerimiz vardır onların ruhlarına bağışlayalım istiyoruz. Hem okuduğumuz Kur'an-ı Kerim'in sevabını alacağız hem de şehidlerimizi sevindireceğiz. Belki de bize şefaat etmelerine vesile olacağız.

Dipnot: Sevgili Dostlar, Mavi Marmara ile ilgili ayrıntılı bir bilgi vermek istemedim çünkü bu postun başlığını görüp ilgilenecek olan bir çok dostun olayın içeriğini bildiğini düşünüyorum. O yüzden direk konuya girdim. İnşaAllah Rabbim alnımızın akı ile bu hatimi tamâm eylemeyi nasîb etsin.Tek tek cüzleri ve kimin okuyacağını aşağı yazacağım ben, cüz okumak isteyenler bu posta okumak istedikleri cüzü yorum bırakırlarsa isimlerini ben ekleyeceğim hemen. Okuyunca da haber verirseniz çok iyi olur. Şimdiden Rabbim kabul etsin hatimimizi.

Bâkî dua ve muhabbetle. Alemlerin Rabbi olan Allah'a emanet olun...

1. Cüz : lâ okundu
2. Cüz : lâ okundu
3. Cüz : lâ okundu
4. Cüz : lâ'nın annesi okundu
5. Cüz : illâ okundu
6. Cüz : illâ okundu
7. Cüz : illâ okundu
8. Cüz : baharatlı tatlar okundu
9. Cüz : Râna
10. Cüz : derkenâr
11. Cüz : derkenâr
12. Cüz : Hülya
13. Cüz : Kiz Hatce
14. Cüz : asahhara okundu
15. Cüz : asahhara okundu
16. Cüz : asahhara okundu
17. Cüz : 5.7.1 okundu
18. Cüz : sevgi sevdâlısı  okundu
19. Cüz : gülüm'se okundu
20. Cüz : 5.7.1 okundu                                             
21. Cüz : lâ'nın ablası okundu
22. Cüz : illâ'nın ablası okundu
23. Cüz : marifetâne okundu
24. Cüz : yusuf okundu
25. Cüz : bilal okundu
26. Cüz : lâ'nın halası okundu
27. Cüz : asahhara okundu
28. Cüz : kalb-i şikeste  okundu
29. Cüz : kalb-i şikeste  okundu
30. Cüz : papatya68 okundu

|
4

Gün Akşamlıdır

Yazar: on 22:26 in ,

Gün akşamlıdır devletlim; dün doğduk, bugün ölürüz.
                


|

Copyright © 2009 lâ-illâ All rights reserved. Theme by Laptop Geek. | Bloggerized by FalconHive.