2

Unutulan Coğrafya Patani

Yazar: on 01:02 in


"Patani, Tayland sınırları içerisinde ve Tayland’ın güneyinde yoğun olarak Müslümanların yaşadığı bölgenin adıdır. Tayland Müslümanları olarak bilinen bu kesimin büyük bir çoğunluğu köken olarak Malay ırkına mensuptur.
Güneydoğu Asya’daki tarihi antik çağlara dayanan Patani, 15. yüzyılda bir İslam krallığı haline geldi ve bu dönemde en parlak çağını yaşadı. Patani İslam Krallığı, 15. ve 17. yüzyıllar arasında önemli bir ticaret ve eğitim merkezi haline geldi. Patani, bu yüzyıllarda bölgeye akın eden sömürgeci güçlerin doğrudan saldırısına maruz kalmamış olsa da, yanı başındaki Siyam Krallığı’yla çetin bir mücadele içerisindeydi. Bu uzun süreli mücadele sürecinden sonra iç karışıklıkların da etkisiyle zayıflayan krallık, bölgedeki sömürgeci güç İngiltere’nin de desteğiyle daha sonraki yıllarda Siyam Krallığı’nın topraklarına dahil edildi.
Tampon bölge olmasının getirilerini kullanarak sömürgeci güçler arasında başarılı bir denge siyaseti izleyen Tayland, Güneydoğu Asya’da büyük güçler tarafından sömürgeleştirilemeyen tek ülke olarak kalmayı başarmıştır. Patani’nin İngiltere tarafından Tayland’a bırakılması da, büyük ölçüde sömürgeci güçler arasındaki reelpolitik dengeleri kullanmasıyla ilişkilidir. 1909 yılında resmen Siyam topraklarına dahil edilen Patani, bu yıldan itibaren sürekli bir direniş içerisine girdi. Tayland’ın 1938’de başlattığı reform hareketleriyle din, dil ve kültürel yapısına sürekli müdahale edilen Patani’deki direniş, 1940’lı yıllarda doruğa ulaştı. Bu dönemde Patani siyasi direnişinin öncüsü olan Hacı Sulong’un meseleye uluslararası hukuk çerçevesinde çözüm bulma girişimleri, bölgenin adını nihayet dünya kamuoyuna duyurdu. Hacı Sulong’un amacı, Patani halkının dinî ve kültürel kimliğine yapılan müdahaleleri durdurmaktı. 1960’larda tekrar ortaya çıkan direniş grupları arasında bir birlik sağlanamamasından dolayı, Patani direnişi bu yıllarda 1940’lı yıllardaki kadar etkili olmadı. 1960–1980 yılları arasındaki mücadele dönemi, 1980’de göreve gelen uzlaşmacı Tay yönetiminin özellikle ekonomik alandaki yenilikleriyle duruldu. 1990’lı yıllarda kendilerine siyasi katılım hakkı da verilen Patani halkı, Tayland yönetimine karşı nötr bir tavır içerisine girdi. Lakin Patanililere verilen imtiyazlar, bu halkın Tayland’a karşı hissettiği tarihî öfkeyi ve süregelen ekonomik problemleri örtemedi. Öte yandan Tay yönetimi de, Patani halkını potansiyel tehlike olarak görmekteydi. Bu yüzden, önceki dönemdekiler kadar yoğun olmamakla birlikte bölge üzerindeki baskılar sürmekteydi.
Son 20 yıldır büyük ölçüde küllenmiş olan olaylar, 2000’li yıllarla beraber tekrar alevlendi. Amerika’daki 11 Eylül saldırıları sonrasında tüm dünyayı etkisi altına alan “terörizmle savaş” kasırgası, bu küçük bölgeyi de vurdu. Güneydoğu Asya’da, El-Kaide liderlerinden olduğu iddia edilen Endonezya kökenli Hambali’nin Tay toprakları içerisinde yakalanması gözlerin buraya çevrilmesine neden oldu. Ordularını bu bölgeye yönlendiren Tay yönetimi, bu konuda ABD’den yardım ve taktik takviyesinde bile bulundu. Birçok muhalif tarafından olayları abarttığı düşünülen Tay yönetiminin hızını alamayarak 28 Nisan ve 25 Ekim 2004’te meydana gelen protesto gösterilerine yaptığı sert müdahaleler, adeta bir savaş niteliğindeydi. 2004 yılı başından bu yana bölgede süregelen olaylar, bu mahzun halkın acılarını bir kez daha tazeledi. Bölgede yaklaşık iki yıldır uygulanan sıkıyönetim döneminde 100’e yakın kayıp ve 1000’e yakın öldürülme hadisesi vuku buldu. Son olaylar, Güney Tayland olarak tanıtılıp ismen sahiplenilen bu bölgenin mânen dışlanmışlığının bir göstergesiydi.
Topraklarının sömürülmesi dışında Tayland’la hiçbir bağlantısı olmayan Patani halkının direnişi bilinmeye değer bir mücadeledir. Sayıca az olan bu halkın dinî ve kültürel değerleri uğruna verdiği büyük mücadele, Patani halkının özgürlüğe duyduğu özlemin ifadesidir. Bu değerleri kaybetmenin varoluşlarını anlamsızlaştıracağı düşüncesinde olan Patani halkı, bu düşüncenin bedelini hâlâ ödemektedir. Seslerini dünyaya duyuramamış bu halkın yıllardır verdiği mücadele bugüne dek devam etmiştir."


Yazıcı'dan kısa bir not:
Orta Asya'nın Gazze'si konumundaki Patani'den bu akşama kadar benim de haberim yoktu. Dünya medyasına iki kabile arası çıkan bir çatışma gibi gösterilen yabancı basının kesinlikle sokulmadığı, internetin, iletişimin yasaklandığı, müslümana zulmün son safhasına ulaştığı bir ülke Patani. Hilal Tv'de yukarıdaki belgeseli izlediğimde "kanım dondu" derler ya gerçekten o duruma geldim. Nasıl bir zalimlik bu yâ Rabbim. Hani söyleyecek çok sözün olduğu ama sükûnetin daha etkili olduğu bir durum. Eğer videoları izleyemezseniz google dan arayarak videolara ulaşabilirsiniz. Bir parçasını dahi izleseniz yapılan vahşeti açıkça görmüş olursunuz. Olaki videoyu izlemek istemeyen olursa diye bir kaç tanede fotoğraf eklemek istiyorum. Öyle fotoğraflar varki benim içim almıyor koymaya buraya. Mezbahane gibi insan kesiyorlar, çocukları kuyulara atıp benzin döküp yakıyorlar, direnişçilerin eşlerini toplama kampına götürüp tecavüz ediyorlar... Hani Filistin'e yapılanlar canımızı yakıyor ya daha beteri Patani halkına yapılıyor. Ve en kötüsü dünya uyuyor bu konuda! Müslüman, müslümanın kardeşidir düstûrunu unutmadan yaşamalıyız Sevgili okurlarımız. Çok büyük vebal altındayız bunun ağırlığını nasıl kaldıracağız. Benim elimden ne gelir ki demeyelim ne olur. Hiçbir şey yapamıyorsak dualarımızla birleşmeliyiz. Bütün müslümanlar birleşip dua etse Rabbim bu zulümlere dur demez mi? Filistin'e ettiğimiz duaların içine Patani'yi de katmayı unutmayalım ne olur. Biz burada özgürce inanırken onlar bizim ecdâdımızı ecdâd bilip dinleri uğruna şehâdet şerbetini içip, cihâd ediyorlar. Bizim cihadımız da dua inşaAllah. Bu gece ve inşaAllah her gece yatmadan evvel bir yerlerde ölüme giden cân müslüman kardeşlerimize dua etmeyi unutmayalım. 


Yukarıdaki yazı ve ayrıntılı bilgi için burayı tıklayabilirsiniz
Fotoğrafların devamı ve Mustafa Uzun'a âit güzel bir yazı için de burayı tıklayabilirsiniz
Belgeseli buradan izleyemeyenler de burayı tıklayarak videolara ulaşabilirler.








Emânetleri en güzel koruyan Rabbim'e emânetsiniz inşaAllah. 
Dua ile...

|
3

Hediye Etkiniği Kura Sonucu

Yazar: on 13:27 in

Merhabalar Sevgili Dostlar. Ayın tam 15'inde kurayı çekmeme rağmen bir süredir ne bloga ne de kumanda paneline giremediğim için sonucu açıklayamamıştım. Şimdi girebilmişken ilk işimi bunu sizlere duyarmak olarak addeddim kendime (: Hâlâ bloga giremiyorum umarım sizler girebiliyorsunuzdur. İsimleri tek tek yazdım kağıtlara zaten toplamda 16 kişi vardı kurada yazmak pek zor olmadı benim için. Pek duyaramadık galiba etkinliğimizi malum ki blog kapatılma olayı gibi çeşitli badirelerden sonra ancak bu kadar oldu. 16 değil 50 kişide olsa sonuç aynı olacaktı bunu bilmek yetiyor çok şükür. Ben yazdım olaki görürüm bir şey olur nefis girer araya filan diye arkadaşıma çektirdim. Resimde görüldüğü gibi şanslı okurumuz Kizhatce oldu. Gönül ister ki katılan herkese bir şeyler hediye edelim. Ama her şey nasîp ile oluyor. İnşaAllah Rabbim en hayırlı şekilde bu iki hediyeden de yararlanmayı nasîp etsin. En güzel günlerde, en feyizli şekilde okursunuz, ilminiz arttıkça artar inşaAllah. Okudukça bizleride dualarınıza katarsanız çok çok seviniriz :)

Bloga ve kumanda paneline giremediğim için maili yazmayı unuttuğumu sonradan farkettim affınıza sığınıyorum. sabahinnuru571@hotmail.com adresine adresinizi yollarsanız en kısa zamanda hediyeleri size ulaştıracağım inşaAllah. Rabbim mübarek etsin.

En kısa zamanda tekrar görüşebilmek duası ile...

|
1

Darağacında İki Yiğid: Zeyd ile Hubeyb

Yazar: on 01:17 in ,


Hain göçebeler ''Müslüman olmak istiyoruz'' diyerek, müslümanları aldatmış, içlerinden yedi tanesini Medine'den yanlarında götürüp çölün derinliklerine dalmışlarıdır.. Medine'den yeteri kadar uzaklaşıldığına emin olduktan sonra maskeler iner, döğüş başlar..Müslümanlardan beşi şehid edilir. İkisi, yaralı olarak daha sonra ve işkenceyle şehid edilmek üzere göçebeler tarafından Mekkelilere satılır.Desinne oğlu Zeyd (ra) ile Adiy oğlu Hubeyb (ra)...

Sahabe arasında dünyadan uzak duruşu ve ibadete yakınlığıyla ün yapmış olan Adiy oğlu Hubeyb, Bedirde Mekke'nin ''Efendilerinden!'' Amir oğlu Haris'i öldürmüştür. Zeyd ise yine Bedir'de bir diğer ''Efendi!'' ümeymeyi öldürmüştür. Yani suçları ağırdır, cezalarıda ona göre olacaktır. Hubeyb'i Haris in oğulları satın alırlar, Zeyd ise Ümeyye'nin...

İşkenceye bıkılıpta öldürmeye sıra geldiğinde iki kurbanda ayrı ayrı Mekke dışına, araziye çıkartılır, birer direğe bağlanırlar.İkisine de ayrı ayrı ama aynı soru sorulur:

-''Şu an senin yerinde Muhammed(sav) ve sen güven içinde çoluk-çocuğunun yanında istermiydin böyle bir şeyi..?'' Soruyu sordurtan şey merakmıdır yoksa acizle alay etmek zulmü mü bilinmez ama evet cevabı belki de hayat kurtaracaktır. Ne var ki cevap, putperestleri sevinderecek şekilde olmaz.

-''Allah'a (cc) yemin olsun ki benim evimde rahat içinde olmama karşılık O'nun topuğuna bir dikenin batmasını bile kabul etmem''

soranlar sorduklarına pişman olurlar.Sonra Zeyd, bir kölenin eliyle şehadete yürür.

Sıra Hubeyb'tedir. İşkence direğine bağlanmadan önce son olarak iki rekat namaz kılar. İdamlıkların iki rekat namaz kılma sünneti de o gün onun tarafından başlatılır.Sonra onu da direğe bağlarlar, dilinde bir şiir..

-''Müslüman olarak öldükten sonra,
Baş koyunca bütünüyle Allah yoluna
Aldırmıyorum, hangi günde, hangi yanda,
Nasıl düşerse düşsün beden toprağa.''

İşkence başlar..O, kendisine bunu yapanlara beddua eder..
-''Allah'ım! Bana bunu yapanları birer birer helak et. Hiç birini bırakma.''
Putperestler kendilerini yere atar..Zannederler ki, yere yatınca beddua üzerlerinden geçip gidecektir.
Ona da sorarlar:

-''Sen evinde rahat içinde..Muhammed (sav) senin yerine burada, işkencede..İstermiydin?''

-''Muhammed'e bir diken batacağına, ailem, çocuklarım onlarda burada benim yanımda olsunlar, işte onu isterdim.''

Putperestler dona kalır.Ebu Süfyan, acz içinde.
-''Allah'a yemin olsun ki'' der, ''hiç kimse hiç kimseyi arkadaşlarının Muhammed'i sevdiği kadar sevemez.''

İşkence şiddetlenir.
Son dakikalarında olduğunu düşünen Hbeyb, başını gücü yettiği kadar Medine yönüne çevirir.İnleyerek...

-''Allah'ım'' der, ''etrafımda insana benzer hiç bir yüz göremiyorum ki onunla Sevgili'ne ve Sevgilimiz'e son kez bir selam göndereyim.. Allah'ım şu halime bak ve benim selamımı O'na sen ilet!''

Tarihler anlatır. Tam o dakikada, Medine'de mescidde arkadaşlarının arasında oturmakta olan Efemdimiz(sav) dizleri üzerinde doğrulur, Mekke yönüne döner ve

-''Sana da selam olsun ey Hubeyb'' der, sonra arkadaşlarının soran bakışlarına cevap verir:

-''Hubeyb, Mekke'de şehid ediliyor.''
Başlar hep öne düşer..
Mekke'de işkence sona yaklaşmaktadır, Hubeyb'e ok, mızrak yağdıran yetişkin canavarlar yetmezmiş gibi, babaları üç sene önce Bedir'de müslümanlar tarafından öldürülmüş kırk kadar çocuk getirirlir..

-''İşte babalarınızın katili'' denir, hedef gösterilir. Çocuklarda ellerindeki mızrakları Hubeyb'e saplamaya başlarlar. En sonun da Hubeyb (ra):

-''Ey Muhammed! Ey Muhammed!'' haykırışlarıyla Allah (cc) yürür. İlk saatlerde şehidin başı üzerinde bir grup akbaba toplanır, bir süre dönerek uçarlar. Ve en sonunda hiç biri cesede yaklaşmayı bile denemeden uçup giderler. Olayı seyreden, insan görünümlüler, hayretler içinde kalır..

Efendimiz(sav) Medine'den Hubeyb'in vücudunu getirmeleri için iki fedai gönderir. Şehid vücudu hala işkence direğinde, müslüman olmayı düşünenlere bir gözdağı olarak bağlı durmaktadır. Fakat hiç bozulmamış, hiç kokmamıştır.

Avvam oğlu Zübeyr (ra) ile Esved oğlu Mikdad (ra), etrafındaki nöbetçilerin sarhoş olup, sızıp kaldıkları bir gece, sessizce, şehid vücudunu yanlarındaki ata yüklerler.. Süvariler peşlerine düşer.. yakalanacaklarını anlayan müslümanlar aldıkları mübarek emaneti yavaşça atın üzerinden yere kaydırırlar..

O anda bir mucize daha yaşanır..Toprak açılıp, Hubeyb'in vücudunu yutar ve tekrar kapanır.Fedailer Medine yönünde uzaklaşırken, takip eden putperestler ise elleri boş Mekke'ye dönerler.

Ve o günden sonra Hubeyb'in ismine bir sıfat eklenir ''Beli'ul Ard'' yani ''toprağın yuttuğu''.
Hubeyb'in mezarı yoktur...

Said Alpsoy




Yazıcıdan dipnot: Merhabalar sevgili okurlar, bu hikayeyi Sevgili Dost'un (illâ) yanındayken okumuştum ve beni müthiş derecede etkilemişti. O günden beri aklımda sizlerle paylaşmak nasip bugüneymiş. Hani hep diyoruz ya her şeyin bir zamanı var yazılar bile bir zamanla yazılıyor, yazdırılıyor. Bu yazının zamanı da bugünmüş ve belki bugün bir çok kişinin gönlüne değecektir. Bu yazı illâ'nın sizler için seçtiği Hz. Muhammed (sav) En Sevgili kitabından olduğu gibi alıntıladım. Bir nev'i de aslında kitabı size az çok tanıtmış olacağımı düşündüm. Kitapta buna benzer bir çok hikayecik var, gerçekten her evde bulunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum ki kitap kuşe kağıt ve rengarenk olduğu için insanı yormuyor okurken. Tam dost sohbetlerine yakışacak böyle haydi bir O'nu analım bir hikaye okuyalım denecek zamanlar için yazılmış bir kitap sanki. Ara ara da olsa elinize alıp bir hikaye okuduğunuzda inanılmaz etkilenip bir çeki düzen veriyorsunuz kendinize. İnşaAllah her fırsatta bu kitaptan bir çok şey paylaşmayı düşünüyorum sizlerle. Yakın zamanda da biz bir okurumuzla bu kitabı paylaşmış olacağız ve cidden O'nu anlatmak babında çok etkili olacak bir paylaşım olacak bu yüzden de bilhassa çok mutluyuz...
Es-SelamuAleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh
Tekrar görüşebilmek duası ile...

|

Copyright © 2009 lâ-illâ All rights reserved. Theme by Laptop Geek. | Bloggerized by FalconHive.