Üstad'ların Kaleminden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Üstad'ların Kaleminden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2

Bir Yol O'na Varmıyorsa

Yazar: lâ on 17:35 in ,


Sevgili Dost;

Eksik bilgi bizi yanlış adreslere götürür.
Arkadaşlıklar, dostluklar, ortaklıklar ve evlilikler hep bu yüzden biter. 
Kim bilir hayatımızda kaç kez; "nasıl da tanıyamamışım!"demiş, 
kaç kez ince buz tabakasına aldanıp üzerine yürüdüğümüz gölün soğuk sularında bulmuşuzdur kendimizi...
 
 
 
 
Evet o yollarında katiliydi bu cümle "Bir yol (dostluk, arkadaşlık, evlilik, ortaklık) Allah'a varmıyorsa o yol mutlaka biter". İşte zor bir günümde kurulmuştu bu cümle bana bir zamanlar dost dediğim birisi tarafından, ne yazık ki onun bittiğini söylediği dostluğum devam ederken bu cümleyi kuran insanla yollarımı ayırdım... Demek ki kurduğumuz tüm cümleler birgün gelir bizi bulurmuş! Ama üzülmemeli en azından benim açımdan bazen gitmeyide bilmeli "nasıl da tanıyamamışım" dediğimiz insanların yanından! Hem de öyle bir gidişle gitmeli ki asla dönüşü olmasın. Neden mi? Dönerseniz de tanıyamazsınız çünkü insan kendini bile zor tanıyan bir varlıktır. Ve asla bi daha yapmam diyenlere inanmayın, kimse unutmaz çünkü kendine yapılanı ama o size yaptığını unutur ve tekrar tekrar yapmaya devam eder. Dönüpte kırılmak neden o zaman değil mi? 
Ve buz tabakası kırılmıştır... Suyun altıda hiç fena değil aslında soğuk sadece ama insanı kendine getiren bir soğuk. -Bazı insanların namaza başlaması gibi!- Suyun üzerine çıkmakta zor değil güçlüdür insan değilse o dertle sınav olunmaz çünkü. Sınavdaysak kopya çekme hakkıda bize verilmişse dönüp bir bakalım güçlü insanlara. Sonra sudan çıkalım üzerimizi değiştirir gibi ıslak ve saçma düşünceleri atalım üzerimizden. Bu sayede o insancıkların fikirleride gitsin kafamızdan.-ki gider inanın çünkü yara geçer izi geçmez sadece- İnsan yalnız kalamaz ne de olsa elbette yeniden dostluklar, arkadaşlıklar, ortaklıklar başlar. Sonra onlarda biter, yenileri başlar. Hiçbir şey sonsuz değildir çünkü yalnız O'nun mutlak varlığından başka. O zaman vira Bismillah su yüzüne çıkmaya...

|
4

Gün Akşamlıdır

Yazar: lâ on 22:26 in ,

Gün akşamlıdır devletlim; dün doğduk, bugün ölürüz.
                


|
17

Mevlânâ'dan Enfes Bir Namaz Anlatısı

Yazar: lâ on 02:10 in , ,



Ey imam, namaza başlarken Allâhu ekber demenin mânâsı şudur: “Allâh’ım, biz senin huzûrunda kurban olduk.” Kurban keserken Allâhuekber dersin işte, öldürülmeye layık olan nefsi kurban ederken de bu söz söylenir. O esnada beden İsmail, can da Halîl İbrahim gibidir. Can, bu semiz bedenin hevâ ve hevesini kesmek için tekbîr getirince Beden şehvetlerden, hırslardan kurtulur, namazda “Bismillahirrahmânirr ahîm” demekle kurban olur gider. Namaz kılanlar, kıyâmette olduğu gibi, Allâh’ın huzûrunda saflar halinde dururlar, sorguya, hesap vermeye, yalvarmaya koyulurlar.



Namazda gözyaşı dökerken ayakta durmak, kıyâmet günü dirilerek, kabirlerden kalkıp mahşer yerinde Allâh’ın huzûrunda ayakta durmağa benzer. Cenâb-ı Hakk; “Sana verdiğim bu kadar mühlet içinde ne yaptın? Ne kazandın, ve bana ne getirdin?” diyecek. Ömrünü ne ile, ne işlerle, ne gibi ibâdetlerle, ne iyilikler yaparak harcadın, bitirdin? Sana verdiğim rızkı, kuvveti, gücü ne ile yok ettin? Gözünün nûrunu nerede tükettin? Beş duygunu nerelerde kullandın?



Gözünü, kulağını, aklını, irâdeni, bileğini, arşa ait olan bütün bu kuvvetlerini, neye, nerelere harcadın da onlara karşılık, bu dünyada neyi satın aldın? Sana kazma gibi, bel gibi el, ayak verdim. Onları sana ben bağışladım; onlar ne oldular?” Allâh’ın huzûrunda bunun gibi derde dert katan yüz binlerce haberler, sualler gelir.
 

Namazda kıyamda iken, kula gelen bu sözlerden kul utanır, utancından iki büklüm olur ruküa varır. Utancından ayakta durmağa gücü kalmaz, ruküda: “Subhane rabbiye’l-azîm” diyerek Allâh’ın noksan sıfatlardan berî olduğunu söyler.
 

Sonra o kula Hakk’tan ferman gelir; “Başını kaldır da sorulan sorulara cevap ver.” denir. Kul utana utana başını ruküdan kaldırır; fakat, dayanamaz; o günahkar, utancından yine yüz üstü yere kapanır.

Ona tekrar; “Secdeden başını kaldır da, yaptıklarından haber ver.” diye ferman gelir. O bir kere daha utanarak başını kaldırır ama, dayanamaz yine yılan gibi yüz üstü düşer.
 

Cenâb-ı Hakk; “Tekrar başını kaldır da söyle, yaptıklarını kıldan kıla, birer birer senden soracağım” diye buyurur.
 

Allâh’ın heybetli hitabı, onun rûhuna te’sir ettiği için, ayakta duracak gücü kalmamıştır. Bu ağır yük yüzünden ka’deye varır, dizleri üstüne çöker. Cenâb-ı Hakk ise; “Haydi söyle, anlat.” diye buyurur.
 

“Sana nimet vermiştim, nasıl şükrettiğini söyle; sana sermaye vermiştim, onunla ne kâr elde ettiğini göster.” Kul yüzünü sağ tarafına döndürür, peygamberlerin rûhlarına ve meleklere selam verir. Onlara niyâzda bulunur da der ki: “Ey mânâ pâdişahları, bu kötü kişiye şefaat edin, bu günahkarın ayağı da, örtüsü de çamura battı.” Peygamberler selam veren kula, derler ki: “Çâre ve yardım günü geçti, gitti. Çâre dünyada olabilirdi, orada hayırlı işler yapmadın, ibâdet etmedin, öğünler geçti. Ey bahtsız kişi, sen vakitsiz öten bir horoz gibisin; git, bizi üzme, bizim kalbimizi kırma.”
 

Kul yüzünü sola çevirir, bu defa akrabalarından yardım ister, onlar da ona; “Sus.” derler. “Ey efendi, biz kimiz ki sana yardım edelim, elini bizden çek de kendi cevâbını Allâh’a kendin ver.” derler.
 

Ne bu taraftan, ne o taraftan bir çâre bulamayınca, o çâresiz kulun gönlü, yüz parça olur.
O herkesten ümidini kesince, iki elini açar, duâya başlar.“Allâh’ım, herkesten ümidimi kestim. Evvel ve ahir kulunun başını vuracağı, sığınacağı sensin; senin rahmet ve mağfiretine son yoktur.” Namazdaki bu hoş işaretleri gör de, sonunda, kesin olarak işin böyle olacağını anla… Aklını başına al da namaz yumurtasından civciv çıkar, yâni namazdan mânen yararlan, yoksa dane toplayan bir şey öğrenememiş kuş gibi, Allâh’ın büyüklüğünü düşünmeden yere başını koyup kaldırma.



İllâ namaz illâ namaz. Efendimiz s.a.v. namaz için dinin direği dediyse sanırım abartmış olmam illâ namaz derken. Mevlânâ k.s.a. namaz için ne muhteşem bir tasvirde bulunmuş bizler için. Namazın idrakine O'nlar elbette varmışlardı. Lakin bizler ne kadar farkındayız namazın! Ömer Döngeloğlu hoca geçtiğimiz gün programında diyordu ki; hangi birimizin bir vakit namazı geçtiğinde evladımız ölmüş kadar içi yandı. Kendi nefsime sual ettim cevap alamadım hala şugün bir sinema uğruna bir vakit namazı terk etmişken, daha diyecek sözü yoktu nefsimin. Bugün bu yazıyı bir kez daha okuyup yayımlamamın sebebi de bu olsa gerek. Her şeyin bir günü var saati var demiştim yine ben, evet zaman buymuş demek ki. Ey Nefsim önce sözüm sanadır, sonrada nasiplenmek isteyenlere. Namaz mü'minin miracıdır, anlı secdedeyken vuslata erme vakti tek sevgiliye kavuşma vakti bu keyfi başka şeylere değişme ey nefsim. Bu keyfe vasıl olmaya bak! Sözler dilimden pek ağır düştü galiba, acıdan. Konu namaz tasiviriydi ben namaz kılmaya getirdim çok afedersiniz. Sürç-i lîsan ettiysem nolur kusuruma bakmayın sözlerim hep kendimle konuşmamdandır. 


Fotoğraflarında küçük bir hikayesi var anlatmadan geçmeyeyim geçtiğimiz yıl 23 Nisan Cuma gününe gelmişti. Bende bir iş vesilesi ile Ulus'a gitmiştim. Ankara'lılar bilirler. Ulus'ta Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri vardır. Eğer gelirseniz buraya mutlaka ziyaret etmelisiniz. Çok mübarek bir Zat'tır. Ki hatta bana göre Ankara'nın koruyucusudur. Cuma günü olduğu içinde bir hayli kalabalıktı. Birde üstüne camii restorasyonda olunca dışarısı böyle kalabalıktı. Ben görüntüye hayran kaldığım için fotoğraflamıştım öylesine. Bir gün kullanacağım hiç aklıma gelmezdi. Önlerine geçip fotoğraf çekmek istemediğim içinde böyle yandan oldu fotoğraflar ama yazıya çok uygun oldu diye düşündüm. İnsanların sadece Cuma günleride olsa açık alanda namaz kılacak kadar özenli olmaları hoş bir durum. Keşke 5 vakit namazlarda böyle olsa ama dua bizden vermesi Rabbim'den. Dua ve namaz muhabbetiyle inşaAllah.

|
3

Hayret Ediyorum..

Yazar: i can... but i won't on 00:01 in ,


Horasan şehrinin Bistam beldesinden Bâyezîd-i Bistâmî, 103 üstadın eleğinden geçti yedi deryayı bir yudumda içebilmek için. Devir ilk mutasavvıfların devriydi ve Yahya b. Muâz haber gönderdi Bistâmî’ye, “ Burada biri var, sevgi kadehinden öylesine içti ki bir daha susamadı. ” Bistâmî, habere haberle karşılık verdi:
“ Burada bulunanlardan biri de yedi deryayı bir yudumda içtiği halde hâlâ dudaklarını açarak ‘Daha yok mu?’ diye soruyor! ”

Kalbini gözleriyle meşgul etmeyen fakat kelimeleriyle sorguya çeken bir dervişti o. Tanıdıkça yeterince tanımadığını, andıkça yeterince anmadığını, sevdikçe yeterince sevmediğini, istedikçe yeterince istemediğini düşünmeye başlamış, “ O’nu zikrettiğimi, O’nu bildiğimi, O’nu sevdiğimi ve O’nu istediğimi sanmıştım! Sonunda anladım ki, O’nun kullarını hatırlayışı benim zikrimden fazladır, O’nun kullarını bilişi, benim O’nu bilişimden fazladır, O’nun yarattıklarına olan sevgisi benim O’na olan sevgimden fersah fersah ötededir. Ve O’nun beni isteyişi benim O’nu isteyişimden fazla olduğu içindir ki, ben O’nu sevebildim, O’nun rızasını isteyebildim! ” diye feryat etmişti.

Ah bir de şaşkınlığı vardı ki kırlangıçlar gibi coşkuyla tavaf ediyordu Kâbe’yi. Hallac’ı, Şiblî’yi, Harakânî’yi, Senâî’yi, Câmî’yi, Attar’ı, İbnü’l-Arabî’yi ve Mevlânâ’yı peşine takıp aşk ülkesine göç ediyordu: “ Ben ki sana muhtaç bir kulum ey Rab! O halde seni sevmemde bir gariplik yoktur. Asıl sen hiçbir şeye ihtiyacı olmayan yüceler yücesi bir Melik iken beni seviyorsun ya, işte buna hayret ediyorum! ”

|
3

Aşk'a Uçmak

Yazar: lâ on 00:51 in ,

    şirâzî : aşka uçarsan kanadın yanar.
    mevlânâ celelüddîn : aşka uçmazsan kanat neye yarar? 
    yûnus emre : aşkı bulduktan sonra, kanadı kim arar?
     
    Mevlânâ der ki: 
    Ben senin gönlünde bir keder tozu görsem onu gözyaşlarımla temizlerim..
    ve cevaben Şems-i Tebrizi: 
    Ben seni nasıl incitebilirim? Ayağına bir öpücük kondurayım desem, kirpiklerimin dikeni ayağına batar da rahatsız eder diye korkarım.
     
    Sevgili! Hakiki aşıkların sana doğru uçarken 
    Bizim bu yaptığımız yolda emeklemekti. 
    Dünya güzelliğiyle kollarını açarken 
    Bize düşen el açıp kapında beklemekti...


        |
        3

        Hüzün

        Yazar: i can... but i won't on 18:15 in

        Hüzün dalgası çarptıysa bir insanın yüreğine
        Ya Mevlâsını özlemiştir ya da Mevlâsı onu!
        Mevlâyı özleyen gönül ya hüznü bekler yada hüzündedir…
        Bela, gam ve keder Mevlânın sevdiklerine gösterdiği kamçıdır…
        Vurdukça kendine çeker…
        İmam Rabbani

        Ve hüzün dalgası çarptıysa yüreğimize bunun için dahi bir reçete vermiştir bize sultanlar sultanı Efendimiz (s.a.v).

        Abdullah bin Abbas (r.a) dan rivayetle RESULULLAH (s.a.v) efendimizin üzüntülü,sıkıntılı zamanların da şu şekilde dua ettiği söylenir:

        -LAİLAHE İLLALLAHÜL-AZİMÜL-HALİM.LAİLAHE İLLALLAHU RABBÜL ARŞİL-AZİM.LAİLAHE İLLALLAHU RABBÜS-SEMAVATİ VE RABBÜL-ARDİ VE RABBÜL -ARŞİL-KERİM.

        Manası ise; azamet ve vakar sahibi ALLAH tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur.Arş-ı azam sahibi ALLAH tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur.Göklerin ve yerin sahibi ve Arş-ı kerimin maliki ALLAH tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur.

        |
        6

        Lâle (Bir Mâtem Damlası)

        Yazar: lâ on 00:04 in
        Laleyi, Lâle Devrini belki en güzel anlatan kitaptır Katre-i Mâtem. En azından benim bugüne kadar gördüklerimin en güzeli. Lâle özel bir çiçektir ve Allah'ın birliğini simgeler. Ve üstelik lâle belkide en Türkî çiçektir. Bu yüzden istedim ki lâleyi Katre-i Mâtem'in dilinden Osmanzade'nin Hâfız Çelebi'ye yazdığı mektup üzerinden anlatayım.



        "Okuyor, okurken ağlıyordu:
        Osmanzade'den Hafız Çelebi'me,
        Cümle arz-ı selam, mahabbet ve meveddetten sonra


        Sezâm
        Refik-i dilpesendim, Ruhum efendim

        Lale! İstanbulda söylenen en zarif kelime(kelam)dir. Nisan ve mayıs aylarını süsleyen bir sehl-i mümteni bir yaratılış şahikası, bir güzellik masalıdır.

        Lale bir ilham; güzellik uğuldar renklerinde sevgiler çoşar yapraklarında.Lale bir güzel bahçeşevk ile yürünür tarhlarında ve şavklar saçılır altı yöne altı yaprağından. Lale hasbi bir tebessüm kalbî bir yakınlık.

        Lale bir aşkın adı; bir derin hüzün buketi; lale ile acı gerçekler mutlu düşlere paslı demirler parlak gümüşlere yavuz bakışlara tatlı gülüşlere döner birden; lale ile uğruna can verilecek bir sevgili yaşar içimde.

        Lale başıma taç ve ben ona muhtaç.İstanbul toprağına düşmeyince bir lale renge durmaz yaprağıgülümsemez çiçeği.Bâkir kâselerinde demlenmiş düşler getirir lale hayatımıza ve yaşama sevinci vurur kalplerimizin duvarlarına.Kapa gözlerini ve dinle saki bir İstanbul lalesinin çığlıklarını duyuyor musun?!..

        İstanbula çıkmayan bir lale yolu laleye çıkmayan bir İstanbul kadar kayıptır yitiktir. Rüzgârları toplayan hüzünler ağlar yoksa İstanbul bahçelerinde ve bir kabir başında yas tutar gibi laleler seher vakitlerinde.


        Arz-ı ihlâs u meveddet daima
        Nûr-ı aynım kardeşim, baki dua"


        İskender Pala 

        |

        Copyright © 2009 lâ-illâ All rights reserved. Theme by Laptop Geek. | Bloggerized by FalconHive.