Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8

İki Mim

Yazar: on 23:38 in ,

Uzun zamandır mim cevaplayamıyordum ama yeri gelmişken ve fırsat bulmuşken Zeliha ablanın bu güzel iki mimini cevaplamak istedim :) Bu güzel mimler için kendisine teşekkürlerimi sunuyorum :)


İlk düzenli okuduğunuz blog ve hissettikleriniz;
İlk düzenli okuduğum blog ablamın blogu baharatlı tatlardı. O benden bir hayli zaman önce başladığı için blog yazmaya ara ara girer bakardım. Özellikle de tarifleri bir kenara yazmadığım için bir şey yapacağım zaman illa ki girip bakmam gerekirdi :)
Sanal alemde tanışıp görüştüğünüz bloggerler;

Malesef henüz ablam ve illâ dışında hiçbir blogger la görüşmek nasîb olmadı ama ilerleyen zamanlarda bazı görüşmeler olacak gibi :) görüşmek isteyen herkese de açığız :))

Blog dünyasına adım attığınızda,gökyüzündeki yıldız kadar parlak gelen,asla onun gibi olamam diye düşündüğünüz Blogger'ler; 

Açıkçası hiç böyle hislere kapılmadım. Çünkü genelde yemek bloglarını takip ediyorum kategorim farklı olduğu için de hiç düşünmedim öyle olamam diye :) Ama galiba takip ettiğim yemek bloglarındaki usta aşçılar gibi yemek yapabilmem bir hayli zaman alacak :) Kendime özgü olmayı seviyorum blogumda her telden kendine özgü bu yüzden hiçbir bloga karşı asla öyle olamam diye düşünmedim :) 

Moda blogları arasında  en sevdiğiniz blog; 

"Mor Kelebek" çok samimi bulduğum en sevdiğim moda blogu. Bunun dışında Meyye'nin blogunu zevkle takip ediyorum :) 

Yazılarını okurken keyiflendiğiniz bloggerler; 

Amak-ı Hayal, vesselam, derkenâr, asahhara, Deli Anne, Nabrut ve Yaşam, Faruk Özcan, Yusuff, Dürr-i Yektâ, Gönül Üniversitesi, Cafe Pepela, HayatCemresi, Kalemin Secdesi, Oturaklı Uçarı, Rânâ, Sevgi Sevdâlısı, Meyye's, LovemeorLeaveMe, Beyaz Lâle, AkifZade... ve daha sayamadığım unuttuğum bir çok blog var eminim :) 

Sürekli sayfasını açtığınız,okuyup yorum bırakmadan çıktığınız bloglar; 

Elimden geldiğince yorum yazmaya çalışıyorum ama okuyup çıkmak zorunda olduğum zamanlar da ihmal ediyorum yorumları genelde :)

Kendinize yakın bulduğunuz bloggerler; 

Faruk Özcan, LovemeorLeaveMe, Rânâ, Nabrut, Kalemin Secdesi, Dürr-i Yektâ, derkenâr, Umut Sepeti, Papatya Şef, Cafe Pepela, muhabbet sofrası, Marifet Ellerimizde, KizHatce, Yaz Blogcu, mavi kuş... yine uzayıp giden bir liste :)



Ve gelelim ikinci mimimize, bu mim de bir zamandır blog aleminde dolaşan Şirinler mimi :) 


Ben hangi Şirin'im?
Şöyle bir düşündüm bir değil de birkaç şirin birden olduğumu gördüm :) Şirinleri'de özlemişim :)) 

İlk olarak Aşçı Şirin'im mutfakta saatlerce zaman geçirebilirim :)
Sonra Güçlü Şirin'im maddi olarak bilemem ama manevi olarak güçlüyüm :)
Gözlüklü Şirin'im genelde okul zamanları gözlüksüz çıkmam dışarı :)
Aileme göre fazla süslü olduğum için Süslü Şirin'im :) biraz bakımlıyım ve aynasız gezmem kesinlikle ayrılmaz bir parçam gibidir sıkça çıkarır bakarım :D
Uyumayı inanılmaz sevdiğim için de Uykucu Şirin yanımda ağır basmakta :) 
daha da bir çok şirin yanım var galiba :)))




Bu güzel iki mimi cevaplamama vesile olduğu için Zeliha ablama tekrar teşekkür ediyorum. Umarım yeterli cevapları verebilmişimdir.




 

|
10

Zaman Tüneli ve Bir Mim

Yazar: on 17:23 in
Öncelikle beni mimlemeye lâyık gören vєssєłαм arkadaşıma çok teşekkür ediyorum.

Mim sorusumuz şöyle: Eğer Bir Zaman Tüneli Olsaydı Geçmişten Yada Gelecekten Hangi Zamana Gitmeyi, Kimi, Hangi Olayı Görmeyi İsterdiniz?

Tabi bu sorunun ilk ve kesin cevabı mutlaka vєssєłαm'ın da dediği gibi Efendimiz (s.a.v) zamanında yaşamak isterdim. Hatta öyle ki Bâdiye Yaylası'nda ya da Sahra'da O'nun bastığı bir toprak parçası olmaya dahi razı olurdum. Bir de Ensâr'dan olmak isterdim ben. O gelecek diye hurma ağaçlarına çıkan gençlerden olmak isterdim. Neccar Oğulları'nın bir kızı da ben olmak isterdim. Ashâb-ı Suffa talebelerinden biri olmak isterdim. Uhud'da, Bedir'de savaş gerisindeki bayanlardan olmak isterdim. Köle bile olsam O'nun zamanında İslâm'la müşerref olanlardan olmak isterdim. Tabi bir de nasîbi olmayanlar var gözlerinin önündeki nûru göremeyenler onlardan olmaktansa hiç doğmamak bile yeğdir benim için.

O'nun devrinin hemen sonrasında İslam'ı yayanlardan olmak isterdim. Mısır'da Şam'da Endülüs'te olmayı dilerdim :)

Bir de Devlet-i 'Âli 'Osman da Kanûni devrinde Fuzûli ve Bâkî zamanında yaşamak isterdim. Divan Edebiyatı'nın gözdeleriyle bulunup onların meclislerine katılıp şiirlerine nazîreler yazmak isterdim :) Hanım Sultan'da olabilirim tabi o da büyük bir şereftir :)))) 600 yıllık Osmanlı hükümranlığının her anı bambaşka güzel hepsinde bulunmayı isterdim. Yalnız Fransız düşkünlüğünün başladığı kısımlar haricinde.

Milli Mücâdele yıllarında yaşayıp Çanakkale ile şereflenmeyi de isterdim.


Daha da eskiye gidip Hz. İbrahim (a.s) ı görmeyi isterdim.

En çokta Hz. Yûsuf'u görmeyi isterdim. Özellikle Nazan Hoca'mın "yusûf ile züleyhâ" sını okuduktan sonra daha çok istedim bunu. O'nun güzelliğini öyle çok merak ediyorum ki :) Cennet'te inşaAllah Rabbim beraber eyler bizi :)


Sanırım tarihteki bütün güzellikleri görmeyi istedim eksiksiz :D Rabbim biliyor ya gerçekten en çok O'nun devrini isterdim. Ama müjdesiyle de şükrediyorum ki O'nun bizzat elinden Kevser içenlerden olmak var. Bu yüzden gelecekte belki gül devrinde olmak isterdim. Ama yine de günümüzden çok memnunum çünkü hâlâ İslâm'ın şerefi son sür'at devam etmektedir. Ve şükür ki bende müslüman doğdum. Günümüzün kadrini görmeyi istediğimiz günlerdeymişiz gibi bilmeyi nasîb etsin. Bu isteklerimizi bize Cennet'iyle nasîb etsin.

Tekrar çok teşekkür ediyorum sevgili vesselam :) Biraz uzun ve çok istekli bir post oldu ama affına sığınıyorum :) Benm mimleyebileceğim bir çok kişiyi sen mimlemişsin bende ek olarak birkaç kişiyi daha mimlemek istiyorum :)

baharatlı tatlar, papatya68, Yaz Blogcu, Dürr-i Yektâ ve âmâk-ı hayâl

Sorumuz aynı şekilde: Eğer Bir Zaman Tüneli Olsaydı Geçmişten Yada Gelecekten Hangi Zamana Gitmeyi, Kimi, Hangi Olayı Görmeyi İsterdiniz?

|
10

İlk Mim'leniş ve Blog Hikâyemiz

Yazar: on 22:24 in


Öncelikle bizi mimlemeye lâyık gördüğü için Âmak-ı Hayâl arkadaşımıza teşekkürü bir borç biliyoruz :)))) 
Ve sorularına geçiyoruz (:
Sevgili Âmak-ı Hayâl demiş ki:
Blog açma hikayeniz... Buralara yolunuz nasıl düştü ve neler hissediyorsunuz bi anlatın bakalım.

Günlerden bir gündü ama öylesine bir gün değildi, bir yaz geçmiş Ramazan Ayı gelmişti. Ramazan gelene kadar yaz boyu evde bir şekilde vakit geçiriyordum. Evde oturmaktan hiç gocunmam o yüzden kitap okuyup, nete girip, gayet mutlu mesut vakit geçiriyordum :) Ancak her şeyden çabuk sıkılan birisi olduğum için netteki bir çok sosyal paylaşım sitesinden sıkılmıştım hani çok saçma ve boş geliyorlardı, üstelik vakit kaybıydı da. o dönem yavaş yavaş ablamın 2 yıldır vâr olan baharatlı tatlar blogu ile ilgilenmeye başlamıştım, elimden geldiğince ona destek oluyordum. Çok seviyordum onun bloguna bakmayı. Sonra zamanla blogları gezmeye başlamıştım bu vesile ile gerçekten çok hoş ve faydalı paylaşımlar görünce bir blog da ben açmaya karar verdim. İşte o bir Ramazan günü bildiğim her şeyi paylaşmak istedim insanlarla. Zaten maneviyatın tavan yaptığı günler :) dedim haydi Bismillah. Özü İslam ve mahabbet üzere olan bir blog tasarlamıştım. Tabi her şey isimle ateş arasında iken bir isim bulmaya gelmişti sıra bu bloga. Özü İslam dedik ya "Lâilaheillallah" demeden de olmazdı İslam. Okuduğumdan beri hep dilimde olan Nazan Bekiroğlu'nun adlı kitabının ilk sayfasında yazanlar blogun asıl hikâyesi ve isim kaynağı oldu.
Nazan Hoca'm diyordu ki:
Her şey birbirinin zıddı ile yaratılmış iken Yoktan var edildik, Lâ iken, illâ var olduk Ve tevhid ile kabul ettik "O'ndan başka ilâh yoktur" Bu sırada yazıcı'nın sözleri girdi araya "LÂ: Olumsuzluk eki.Başkaldırı serbestîsi. Ama değil mi ki Tevhid kelimesi de LÂ ile başlar: Lâ ilahe. Bilinçli kabul kelimesi onun ardından gelir: İllallah.
Evet âlem de her ne vâr ise ya "yok"tu ya "var"dı. Amenna ve saddakna deyip blogu açtım :)
Bir "Edebiyat" öğrencisi olarak kitapsız, muhabbetsiz, şiirsiz, kıssa ve hissesiz olunmazdı. Arada da bir şeyler karalıyordum bunlar üzerine, insan yazdıklarını paylaşmayı seviyor, çünkü beğenilmek güzel duygu :) Belki beğenenler olur diye "Çalıkuşu" romanının üzerine yazdığım bir kaç cümle ile ilk yayınıma başladım :) Bir yandan da çevreme duyuruyorum blog açtım diye amaç izleyicelerim çoğalsın :D Çok geçmeden "ilk postumdaki resim" sayesinde "illâ" ile tanıştık. Resmi o yapmıştı ben de teşekkür bâbında bloguma koymuştum :) Sonra Hakk'ın yardımı ile muhteşem bir dostluk başladı. Hani öyle ki "ikiz ruh sahibeleri"yiz diyecek kadar büyük bir dostluk. "Sevgili Dost" mutlak ki Hakk'ın bana yazdırdığı bu cümleler sayesinde girdi hayatıma. Şimdi sonsuz şükür olsun bizi tanıştıran O Rabb'e tekrardan sizleri de şahid kılmak istedim bu şükre (: Bu blog olayı tek başına idare edilecek kadar kolay değildi. İlk günler teknik olarak çok eksiktim, tema filan bilmiyorum çok zorlanıyorum derken illâ her an yanımda oldu zaten hemen yazar oldu blogda. İnanır mısınız yazar yapmayı bile bilmiyorum şifremi vermiştim zaten ona dedim sen hallet onu da :D o kadar bilmiyordum düşünün :) Rabbim yürü yâ kulum dedi de geldik bu günlere :) Tabi bir de beni yalnız bırakmadı Rabbim yanıma kendine çok yakın olan bir dost yolladı. Ben yokluğu seçtim dedim yok olmalı O'nda, illâ da vâr olmalı hep ben de, benim yanım da. Böylece iki yazarla bu güzel blogu gün gün yavaş yavaş O'na olan sevgimizle, muhabbet aşkımızla, konuşmayı sevmemizle ipek böceği misali dokuduk. 
Ne hissediyoruz kısmına gelince de yazmak bazı insanlar için imkansızken bazı insanlar yazmazlarsa bunalımlara girerler. Yazmak fiili ekmek gibi su gibi bir ihtiyaçtır, olmazsa olmazdır. İşte bizde yazmayı "özellikle de birbirimize yazmayı" çok seviyoruz. Yazmaktan da öte insan bildiklerini paylaşmazsa boşu boşuna o bilgiyi taşırsa bir hayvandan farkı kalır mı? Biz de hep unutuyoruz diye unutmadan bildiklerimizi, gördüklerimizi, sevdiklerimizi, hislerimizi paylaşıyoruz. Amacımız unutkanlığımızı engelleyip bir nev'i kayıt altına almak her şeyi :) Bir de unuttuğumuz kadar da hatırlatmak galiba. Ki bunu kendime çok önemli bir görev addediyorum.
Sonuç olarak, bir Ramazan günü başladığım bu hikâye yine bir Ramazan günü illâ ile devam etti. Formatımız, vizyonumuz, misyonumuz her şeyimizle ilk günkü gibiyiz. Daha da güzel bir şekilde devam edeceğiz inşaAllah. 
Eksiklerim olmuştur mutlaka :) ama elimden geldiğince anlatmaya çalıştım hikâyemizi. Bu ilk mimlenişimiz olduğu için alışkın değiliz galiba ondan böyle oldu (: Tekrar çok teşekkürler sevgili âmak-ı hayâl (:

|

Copyright © 2009 lâ-illâ All rights reserved. Theme by Laptop Geek. | Bloggerized by FalconHive.