Muhabbet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Muhabbet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9

Barkot Sorgulama

Yazar: on 22:28 in




Nedense bir ürünü aldığımda (ürün ne olursa olsun) ilk olarak barkoduna bakıyorum ve 869 sa içim biraz daha rahat ediyor. Resmen bir alışkanlık haline geldi başka kodlar olursa da çok merak ediyorum. Bugün yine bir barkod numarasını merak edip araştırırken hem kullandığım neutrogena ürünümün Fransız malı olduğunu öğrendim :S hem de aslında ürünlerin barkod numaralarının o ülkede üretildiği anlamına gelmediğini öğrendim. Tobb'un yaptığı açıklamayı olduğu gibi buraya alıntılıyorum :)


868 veya 869 Önekinin Nasıl Anlaşılması Gerekir ?

Ülkemizde zaman zaman yerli malı kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla barkod numarası (GTIN) 869 ile başlayan ürünlerin satın alınmasını teşvik eden kampanyalar yürütülmektedir. Ancak söz konusu kampanyaların tüketiciler açısından yanıltıcı olmaması için aşağıdaki hususların dikkate alınması gerekmektedir.
Barkod Sistemi (GS1 Sistemi) merkezi Brüksel’de bulunan GS1 Organizasyonu tarafından yönetilmektedir. GS1 Organizasyonu TOBB-GS1 Türkiye'ye 868 veya 869 önekini tahsis etmiştir, başka bir ifade ile TOBB-GS1 Türkiye üyelerine 868 veya 869 öneki ile başlayan firma önekleri vermektedir. Firmalar da bu firma öneklerini ürünlerini numaralandırmakta kullanmaktadır.   
GS1 barkod ve numaralama sisteminin temel amacı bilgi sistemlerine daha hızlı ve doğru bilgi aktarılmasını sağlayarak tedarik zinciri yönetiminde etkinliği ve verimliliği artırmaktır. GS1 Üye organizasyonlarının farklı öneklere sahip olmasının sebebi ürünlerin menşeini belirlemek değil, dünya üzerinde kullanılan herhangi iki numaranın birbiriyle çakışmasının önüne geçmektir. GS1 Sistemi kapsamında ürünlere verilen barkod numarasının üreticisi tarafından verilmesi tavsiye edilmekle birlikte zorunlu tutulmamıştır, ürün dağıtıcısı, ihracatçısı hatta ithalatçısı tarafından da numaralandırılabilir.
Bu sebeple bir ürünün barkodunun 868 veya 869 ile başlaması o ürünün kesinlikle Türkiye’de üretilmiş olduğunun garantisi değildir. İthalatçı bir firmanın, TOBB-GS1 Türkiye’ye başvurarak almış olduğu 868 veya 869 ile başlayan firma öneki ile ithal ettiği ürünü numaralandırması GS1 Sistemi açısından bir sakınca taşımamaktadır. Benzer şekilde bir ürünün 868 veya 869 dışında bir numara ile başlaması da o ürünün kesinlikle Türkiye dışında üretilmiş olduğunun göstergesi değildir. Ülkemizde de üretim yapan uluslar arası firmalar merkez ofislerinin bulunduğu yerden almış oldukları firma öneki ile ülkemizde üretilen bir ürünü numaralandırabilir.



Son kısmı özellikle kalın yazdım ki açıklama da görüldüğü gibi ürün firmaları türkiye barkodu alabiliyorlarmış ve bu da ürünün burada üretildiğini göstermiyormuş. Yani artık sadece made in turkey görmeye önem vereceğiz demektir :) bilmiyorum bir ben mi manyağım böyle ürünlerin üzerindeki tüm yazıları inceleyen ama eğlenceli değil miii :)


Tabi yine de hala benim gibi merak edenler oluyorsa onlar için barkot numaralarının resim halini buldum :D :))) hemen indiriyoruz merakımız yükseldikçe bakıyoruz (:





Haalaa ben yine de güvenmiyorum bu kodlara derseniz ki bazı kodlar da yok zaten :) ya da internetten bakmak isterseniz en güvenilir adres tobb yani http://gs1.tobb.org.tr/gepir_v2_barcode.php :) Ne kadar meraklı bir insanım işte böyle işim gücüm yok oturuyorum ürünleri inceliyorum :D 

|
16

İştah Açan Fotoğraflarım

Yazar: on 00:22 in
Hasan Paşa Köfte









Ekmek Kadayıfı (Meşhuur Afyon tatlısı ve kaymağı)





Brokoli Salatası (kış günleri için muhteşemm :)





Yöresel Tarhana Çorbası (ancak içinde ufak ufak tavuk göğsü ve yeşil mercimek var sonradan eklenmiş en sevdiğimm çorbam :)





Yeşil Mercimekli Baklava Yufkasından Börek



Bohça Börek (bu börek sayesinde Balpare'den muhteşem hediyeler almıştık ahh ahh)





Tahinli Sarma





Çikolatalı Mısır Gevrekli Kurabiye 




Gece gece dedim acıkanlara tarif arayanlara yardımcı olayım :p :)))) Bütün tarfilere ablamın blogu olan baharatlitatlar.blogspot.com dan ulaşabilirsiniz. Ablam yapar ben fotoğraflarım iş bölümü yapıyoruz evde :) Çektiklerimi bir göz atarken hepsini art arda görmek güzel olur dedim. Canınız çekti mi acabaaaa :D:D kötü m
üyüm neyim :)

|
5

Sınav Dönemi Sendromu!

Yazar: on 00:18 in ,


Bu yıl boyunca en favori resmim ve tamamen bir yıllık halimi anlatacak bir kare :D
Sınav döneminde olan tüm gençliğe gelsin :)))) 
Nutella'sız gün geçmez aslında her zaman bize Nutellaaaa =) 
Benim sınavlarım bugün bitti (20 TL verdim bir notumun karşılığı olarak geçen nutella yazımda bahsettiğim prefösere resmen bu cümleyi kurdu notunuzun karşılığı olan 20 tl leri arkadaşınıza verin dedi. Her sınıftan 30 kişi seçmiş 2400 tl civarında para kazandı bir günde. Tabi karşılığında bize birer kitap verdi elinde kalan kitapları diyeyim öğrenci bitirme tezlerini verdi kimine örnektir yazılı kitaplar fln verdi :D ya sabır diyesi geliyor insanın Allah'a havale ettim ben sonunda geçeyim de 2000 tl'm yanmasın bari!!!)
Lakin hala KPSS çalışmalarımız devam ettiği için sekteye uğrayan kısmı toparlamaya çalışacağım bu hafta.
Ve 20 Ocakta bekle beni Ankara :)



|
12

"Nutella"

Yazar: on 18:56 in
Benim gibi sadece Nutella ile bile mutlu olabilen kaç kişi daha varr :))
Nutella ile mutlu olanlar ve olmayanlar diye insanları iki kategoriye bile ayırabilirim :D
Canım Nutella'm iyi ki varsın :)
Bu keki de yapmayı deneyeceğim tarifi yok ama uydururuz :D 
 

Bu aralar saçma sapan bir prefesör (ben o adama profesör bile demem) yüzünden  hiç keyfim yoktu.
4 yıllık fef hayatımda görmediğim 10 rakamını 2 sayfa dolu kağıdıma verdi. Dersine girdiği tüm gruplarda da durum aynı 30 tl ye kitap sattı yetmedi biraz daha bir şeyler satıp para kazanmayı amaçlıyor not yükseltme adına! Nasıl bir zihniyeti üniversiteye öğretmen yapıp sonra da bölüm başkanı yaptıklarını umarım farkederler en kısa zamanda! Verdiğimiz 2050 tl harç yetmiyor galiba. Artı bu adam bize çağdaş eğitim sistemini anlatıyor derste (anlatıyor yanlış oldu anlattırıyor olması gereken bu diyor ama tam ters yolda ilerlemeye devam ediyor) Hani dini imanı para olmuş dedikleri insanlar vardır. İşte o tâbir tamamen o adam için söylenmiş.
Sonra sistem yanlış diyorlar sen adam gibi ölçme dersine girerken sırf fazladan kitap satabilmek için sattığın başka kitabın dersini işlersen biz de dersanelere gidip kpss yi kazanmaya çalışırız. Ders anlatmıyorlar tek soruyla sınav yapıyorlar. Ve bu saçmalığın olduğu tek üni Türkiye'nin önde gelen ünilerinden birisi. Tüm üniversiteler de test yapılıyor kpss ye yönelik ders işleniyor. Bizimkilerde canı ne isterse onu yapıyor!..
Sinirim had safha cumartesi günü tam bir saat ağlamama sebep olan o adama beddua edesim geliyor. Eğer ispatlayabilirsem de rüşvet aldığını ispatlayıp yaymak istiyorum. Elimden geleni ardıma koymayacağım! 


İşte böyle çok sinirli geçen gergin bir hafta sonundan sonra Nutella ile kendime gelmek istiyorum :)

|
2

Bir Yol O'na Varmıyorsa

Yazar: on 17:35 in ,


Sevgili Dost;

Eksik bilgi bizi yanlış adreslere götürür.
Arkadaşlıklar, dostluklar, ortaklıklar ve evlilikler hep bu yüzden biter. 
Kim bilir hayatımızda kaç kez; "nasıl da tanıyamamışım!"demiş, 
kaç kez ince buz tabakasına aldanıp üzerine yürüdüğümüz gölün soğuk sularında bulmuşuzdur kendimizi...
 
 
 
 
Evet o yollarında katiliydi bu cümle "Bir yol (dostluk, arkadaşlık, evlilik, ortaklık) Allah'a varmıyorsa o yol mutlaka biter". İşte zor bir günümde kurulmuştu bu cümle bana bir zamanlar dost dediğim birisi tarafından, ne yazık ki onun bittiğini söylediği dostluğum devam ederken bu cümleyi kuran insanla yollarımı ayırdım... Demek ki kurduğumuz tüm cümleler birgün gelir bizi bulurmuş! Ama üzülmemeli en azından benim açımdan bazen gitmeyide bilmeli "nasıl da tanıyamamışım" dediğimiz insanların yanından! Hem de öyle bir gidişle gitmeli ki asla dönüşü olmasın. Neden mi? Dönerseniz de tanıyamazsınız çünkü insan kendini bile zor tanıyan bir varlıktır. Ve asla bi daha yapmam diyenlere inanmayın, kimse unutmaz çünkü kendine yapılanı ama o size yaptığını unutur ve tekrar tekrar yapmaya devam eder. Dönüpte kırılmak neden o zaman değil mi? 
Ve buz tabakası kırılmıştır... Suyun altıda hiç fena değil aslında soğuk sadece ama insanı kendine getiren bir soğuk. -Bazı insanların namaza başlaması gibi!- Suyun üzerine çıkmakta zor değil güçlüdür insan değilse o dertle sınav olunmaz çünkü. Sınavdaysak kopya çekme hakkıda bize verilmişse dönüp bir bakalım güçlü insanlara. Sonra sudan çıkalım üzerimizi değiştirir gibi ıslak ve saçma düşünceleri atalım üzerimizden. Bu sayede o insancıkların fikirleride gitsin kafamızdan.-ki gider inanın çünkü yara geçer izi geçmez sadece- İnsan yalnız kalamaz ne de olsa elbette yeniden dostluklar, arkadaşlıklar, ortaklıklar başlar. Sonra onlarda biter, yenileri başlar. Hiçbir şey sonsuz değildir çünkü yalnız O'nun mutlak varlığından başka. O zaman vira Bismillah su yüzüne çıkmaya...

|
6

Yorumsuz

Yazar: on 18:55 in

|
5

Hayırlı Bayramlar

Yazar: on 23:41 in


Bayramlar, kandiller gibi özel ve mübarek günlerde pek bir şeyler yazmayı beceremiyorum ama yazmazsam da olmayacakmış gibi geliyor. Nasıl ailelerimiz dostlarımız varsa günlük hayatta burası da bir parçamız nasıl es geçebilirim değil mi? Birkaç kelâm da olsa sade bir hayırlı bayramlar dileği de olsa yazmak lazımdı.

Kurban Bayramı deyince benim aklıma öncelikli olarak kerebe kökünden gelen kurb kelimesinin manası geliyor. Kurban ibadeti mutlaka ki Allah'a yakınlığın ifadesi olarak yapılıyor. İnsanın içinde vahşet duygusu var mutlaka siz yok desenizde var emin olun :) Kurban kesimini izlemek heleki kurbanı yüzmek ete dokunmak insanın içindeki bu duyguyu hafifletiyormuş. Bence önemli bir anektod lakin sorarsanız sen yapıyor musun sadece izleme kısmında bulunuyorum. Bu sabah sırf kurbanımızın kesimini izlemek için altıda kalktım izlemezsem bayramın kurban olduğunu kesilen hayvanların şehit olduğunu hissedemiyorum. İyikide gitmişim hayatımda izlediğim en kolay en güzel kurban kesimiydi. Bundan da bahsetmeden geçemeyeceğim :) Bayram namazından sonra teyzemlerin bahçeli mustakil evlerinde 7 kişilik deli danamızı kesmeye gittik. Eniştemin yiğeni kasapmış iki kişilerdi ben sanıyordum ki büyük olan abi kasap meğersem küçük olan eleman kasapmış şoka uğradım zayıp uzun boylu bir delikanlı bildiğiniz terminatör gibiydi belinde kemer ve bir kutu çeşit çeşit bıçak :D. Tipine bakan bu koca danayı tek başına 30 sn de nasıl kesti der. Önceki yıllarda izlediğim tüm kurbanlara sanki eziyet ediliyormuş gibi geliyordu kesim işi uzun sürüyodu kötü oluyordum psikolojim bozuluyordu. Bu yıl o kadar beğendim ki gerçekten kurbanın hiçbir şey hissetmediğini gördüm bir mö bile demedi yani :)) Kasap olan çocuk benden küçüktü sanırım gerçekten maşallah diye diye bir hâl olduk. Bir arkadaşıma bu olayı anlatıyordum ki bana "Brad Pit'i anlatıyor sanacak görende toru topu bi kasap ya ne abartıyorsun" dedi :D Nasıl abartmayım eski yıllarda gördüklerim vahşetti resmen ayrıca yaşına ve tipine bakınca şok oluyordu insan. Her neyse maşallah diyeyim tekrar inş bir şey olmamıştır gün içinde. Ve inş artık herkes böyle kasaplara kestirir kurbanlarını ve hayvanlara eziyet olmaz kimsenin de psikolojisi bozulmaz...

Allah'a yakınlık demiştim evet kurbanın asıl amacı budur aslında. Ve akan insan kanları dursun demektir, bir nev'i de bana göre kurban kanları aksın ki akan insan kanları dursun. Peki bu kurbanlar bizi nasıl Allah'a yaklaştırıyor. Et yemek değil amaç et girmeyen evlerin şenlenmesi bu ilk vesile mutlaka ki yardımlaşmayı ve paylaşmayı öğreniyoruz ve verdikçe Rabbimiz'e yakınlaşıyoruz. Sonra aslolansa bence Hz. İbrahim'in Hz. İsmail'i kurban etmesi olayıdır bize bu yakınlığı anlatması açısından. Yani ki bir peygamber bir adakta bulunuyor ve oğlunu Allah yolunda kurban edeceğini ahd ediyor. Rabbi ona ahdini hatırlatıyor ve bakınki yakınlığa hiç ikilemeden Hz. İbrahim oğlunu alıyor Arafat'a doğru yola çıkıyor. Tam mina da şeytan musallat oluyor ama bakın ki yakınlığa Hz. İsmail şeytana taş atıyor. Baba sadakatli oğul ondan sadakatli Rabbi'ne karşı. İşte bizde aslında inek, koyun gibi hayvanları değil sanki evladımızı kurban ediyormuşuz gibi bir teslimiyetle gitmeliyiz ve bu işi bu şekilde yapmalıyız. Yoksa amaç ne et yemek ne de kan akıtmak. Her bayram elimizden geldiğince tekrar tekrar bu kıssayı hatırlamalıyız. Ve evlatlarımıza anlatmalıyız. Allah'tan artık bu konularla ilgili çizgi filmler flnda var ki destekleniyor anlatılanlar. Gerçekten muhteşem bir kıssa değil mi? Düşünün hala gerçekten erkek çocukları kurban ediliyor olabilirdi! Ama Rabbim bizi ne kadar seviyor ki böyle bir şeyi istemedi. Sadece bize ders olsun diye bu kıssayı Hz.İbrahim ve İsmail'e yaşattı. Biz de inşaAllah nasiplenmeyi bilelim.

Sonra benim için diğer bir sızı geliyor aklıma "Hacc mevsimi" Son üç yıldır sürekli bir sızı düşüyor içime bu zamanda. İlk yıl anne ve babamı yolladım Arafat'a. diğer yıllarda akrabalarımdan gidenler oldu. En zoru annemle babamın gidişiydi. Daha umreden geleli bir buçuk ay olmuştu üstelik tekrar yolladığımda onları bir senenin iki buçuk ayını orda geçirmek muhteşemdi onlar için. Sınavlarımın ilk haftası olduğu için hacc yemeklerine gelememiştim şimdi çok pişmanım babamı camii de gül sularıyla mübareklediklerinde onu izleyemediğim için :( Nasip işi ama işte her şey. Sonraki hafta sınav fln dinlemedim göndermeye geldim ama :) Şimdi bu sızılar yine düştü içime düşünüyorum ve diyorum sürekli ben ne zaman gidebileceğim acaba hacc vazifemi yapmaya. Rabbim en kısa zamanda genç yaşta nasip etsin inşaAllah. Arafat'ta mahşeri Mina'da İsmail teslimiyetini yaşamak! Allah'ım sen bunların bilincinde olmayı da nasip et. Şuan hacc görevini yerine getiren tüm hacılara Allah kolaylık versin inşaAllah.


Ve son olarakta kestiğimiz kurbanların Sırat köprüsünden geçerken bize binek olacakları müjdesi geliyor aklıma. Bu yüzden özellikle kurbanımızı görmek için elimden geleni yapıyorum. Merak ediyorum ben geçerken nasıl bir hayvana bineceğim :) Ne kadar çok kurban kesmeye çalışırsak o kadar kolay olacaktır geçişimiz inşaAllah. Rabbim o kıldan ince köprüden geçerken düşenlerden eylemesin amin :(

Ha bir de unutmadan Kurban Bayramında en çok sevdiğim şeylerden biri de teşrik tekbirleridir. Namaz kılmayı zaten seviyorum ama bu bayramda ayrı tatlı geliyor :) Bayramın 4 günü ikindiye kadar tekbirleri unutmayalım farzlardan sonra inşaAllah.

İçimde ne çok şey varmış kurbanla ilgili ben farkında değilmişim :) Bir de yazının başında yazacak bir şey bulamadığımdan bahsediyordum vallahi ayıp ettim yazdıkça yazdım :) Rabbim cümlemize bütün müslüman alemine hayırlı bayramlar versin. Bu bayram hatrınasıratta kurbanlarımızın sırtında cennete gitmeyi cennette Hz.İbrahim ve İsmail (a.s) ile beraber olmayı paylaşmanın bol olduğu bütün kötülüklerin bittiği (özellikle şehitlerimizin bittiği) zamanlar nasip etsin inşaAllah. Hayırlı bayramlar diliyorum. Bu arada yaklaşık 10 dk sonra da doğum günüm :) hayırlı bir yıl diliyorum kendime de...


Hacc demişken, Hz. İbrahim, İsmail (a.s) demişken, mina demişken bu sene Arafat'ta Diyanet İşleri Başkanımız Mehmet Görmez hoca tarafından yapılan duayı da paylaşmak istiyorum. İnanılmaz seviyorum kendisini gerçekten harika bir dua yapmış video yaklaşık 45 dk eğer izleme imkanınız varsa bence mutlaka izlemelisiniz. Allah cümlemize de orada olup böyle dualara amin demeyi nasip etsin inşaAllah.



|
4

Küs Nefes

Yazar: i can... but i won't on 01:50 in ,
...

“uzaklık ayırmıyormuş bildim, ayrı ayrı uzaklara düşenler

meğer en yakınına gelirlermiş birbirlerinin”

...

Uzaktaydım. Uzaklarda bir yerde. İnsanın evinden uzakta olması gibi bir şey, eğer bir tanım gerekirse. Hani yıllarca ordasındır. Tanırsın, bilirsin, seversin. Ya da tam tersi. Seversin, bilirsin, tanırsın. Ya da sadece seversin. Ne hâlini bilirsin ne hâlden anlarsın. Tanıdığını sanırsın. Ne bilirsin, ne tanırsın aslında. Herneyse. Olasılıktan pek hoşlanmam. Kesin olan güzel olandır aynı zamanda da. Bir de hâlden anlamak.

Uzaktaydım. Kilometrelerce uzakta. Hani özler ya insan, yatağını, yastığını. Odanın yalnızlığı, karanlığı, sessizliği bile özlenir ya hani. Veya özlenir ya yan odadan gelen sesler bile. Anne sesi. Baba sesi. Küçük kardeş sesi.

Uzaktaydım. Kendi evine yabancı olmak gibiydi geçen zamanlar. Belki de yabancı olunan evin kendisi değil yaşayanlarıydı. Yabancı olmak bir saniyelik iş-miş. İndikatörün bir damlasıyla pembe olan süt gibi. Saniyelik. (Olayı da süte bağladım ya. Neyse bişey demiyorum :)

Uzaktaydım. Kapı aralığından seyretmek gibi sanki, olan biteni. Görünmezlik pelerini var gibi sırtında rahat, aynı zamanda tedirgin de. Sadece seyretmek. Hakkın olan odur kapının dışındaysan. Sadece seyretmek.

Tam bir kelam edecekken susup kalmak. Kendinden kaçırmak kelimeleri. Sesine bile yabancı gelmek. Kendi sesine. Bilinmez bir el dudaklarının üzerinde gibi sanki. Ne önemi var ki söylediklerinin. Kim için önemli?

Topladım karton valizimi. Çok şey alamazdım yanıma. Yırtılınca dökülebilirdi içindekiler. Deşifre olmayı sevmem. Vakit yoktu. Acelem de yoktu. Bir tek kalemimi aldım yanıma. Bir de incitmeden yazmayı pek beceremediğim kağıdımı.

Yazmayı denemek. En azından harfler dost olmalı bazı zamanlar. Hem dinlemeli hem konuşmalı. Hem bakmalı hem görmeli. Hem sevmeli hem sevdirmeli. Güzel olmalı, güzel bakmalı. Küsmemeli kelimeler. Kelimeler önemli. Bilhassa dökülenler dudaktan.

Son kez baktım ev’e. Kapı aralığından yine. Kısacık uzun bir andı yalnızca. Zordu o an. Bir kalbin dışında olmaktan daha zor, daha acıtan bir şey değil diye düşündüm o an. Ve çıktım yola.

Yön duygum yoktur pek. Bu kez işime yaradı bu özelliğim. Mutluydum. Bilmediği bir yere gitmek korku verir belki insana. Korkmadım adımlarımı atarken. Kelimelerim vardı yanımda. Onlar bırakmazdı beni. Ne anlatsam dinlerlerdi. Anlatmayı pek sevmediğimi söyledim onlara. Bu eskiden kalma bir şey içimdeki. Söyledim onlara da. Belki günlerce sussam, neden sustun demeyin, dedim. Anlaştık da çıktık yola. Ki sonra küskünlük olmasın arada. Küsünce çocuk gibi küsüyormuşum. Küçük bir çocuk gibi tıpkı.


-İçim soğudu sana, bi çay içelim mi sıcak?


“o bir çay istemişti, trenin içinde

biz tren yolcusuyduk, çölün içinde

ben yalnız kalmıştım, senin içinde

oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!”


Işınlanma icat edileli çok oldu galiba. Kapattım gözlerimi uzağı diledim. Dileğim gerçek oldu. Bir anda. Uzağındaydım. Kaç adımda geldim bilmiyorum. Ne kadar sürdü bu garip yolculuk bilmiyorum. Uzağındaydım yalnızca. Gözlerine baktım ilk. Gözlerine.


“insan önce ayrılığa yetişir, belki sonra bulurmuş

birbirini, ne acı! Acı bile kalmamış sende”


Kaçırdım gözlerimi. Sustum yalnızca. Susmak güzel. Dinletmek zor.


“o bir bende kırılmıştı, hayli içimde

ıssız otağ kurulmuştu, canım içinde

oysa kaç bahçe yerine açmıştım seni!“

...

-Bambaşka şeyler konuşsaydık bu gece, daha güzel olmaz mıydı?

+Güzel olurdu belki ama, bu saatte bunlar çıktı parmaklarımın ucundan. Böyleyim ben, sevmek zorunda değilsin. Katlanmaya çalışmak zor olsa gerek. Bilmiyorum, zor mu? Hem bir şekilde kapı aralığından bakmak yerine giriş de yapabilmek gerekti. Anlamsız oldu biraz lâkin ben şiirin etkisindeydim. Suç onun. “Düşü geçtik, kendine bakabilirsin.” dedi. Baktım. Düşteyim hâlâ galiba, ya da öyle olmalıyım. Sonra ne düşündüm biliyor musun? Yazmak değil okumak asıl bana göre olan. İki lafı bir araya getirmektense, hazır getirilmişini okumak, okurken uykuya dalmak, okuduklarını rüyada yaşamak daha mı güzel sanki nedir :)

Son olarak kapanışı kendimde ve yazımda bu şarkıyla bitirmeliyim.

"yakın durmanın zor olduğu ortada. uzak olmak her zaman en kolay.."


"sarıl her fırsatında o insana

arkasından ağlayan olma

geri getirmez çok ağlasan da.."


-mahvettin beni güzel şarkı...



|
9

"Hak, Muhammed, Ali" Tevhid

Yazar: on 17:08 in ,


Yaz başıydı sanırım yakın bir arkadaşım bu türküyü dinlememi istemişti. Ben de ona ben mi? deyip gülmüştüm. Genellikle dinlemediğim ve özelliklede önyargılı olduğum bir tarz olduğu için açıkçası bir süre erteleyip sonra da kırmamak adına dinlemiştim. Hoşuma gitmemiş değildi ama işte önyargılar yüzünden uzun süre bir daha dinlemedim. Geçtiğimiz hafta kendisiyle görüşünce beraber dinleme fırsatı bulduk. Dinlerken hoşuma gitti ne yalan söyleyeyim ama ona çaktırmadım :D Yurda geldiğimde kendimi internetin başında bu türküyü dinlerken buldum :) Anladım ki "önyargılar"ımızı oluşturan da biziz! "Hak, Muhammed, Ali" demek için, bu türküleri dinlemek için illâki alevî olmak gerekmezmiş. Efendimizin (s.a.v) Ali efendimiz hakkında söylediği ne çok söz var aslında biz asla onu inkar etmiyoruz hatta bir çok alevîden daha çok Hz. Ali'yi seviyoruz! 

Aslında yazacak çok tümcem vardı ama yanlış anlaşılmak istemiyorum. Tek derdim Ehl-i Beyti, âl-i âbâyı çok sevdiğimi söylemekti. Önyargılar yüzünden insanları yanlış yargıladığımızı siz ve biz olaylarına girdiğimizi aslında hepimizin bir olduğunu söylemekti. 

Sabahat Akkiraz türküyü çok güzel seslendirmiş. En çokta "ay Muhammed nûr içinde" dediği kısmı seviyorum :)))) Bu türküleri dinleyince kendimi dinime ihanet ediyorum sanacak kadar sıkıyormuşum. Neden böyle olmuşum burasıda mühim bir konu aslında! Bu türkü ile tüm önyargılarım kırıldı. Öyle güzel sözleri var ki gerçekten hayran kaldım. En önemliside "alevîlerin efendimizi inkar ettiği zannına" harika bir cevap niteliğinde. Ben önyargılarımı yendim umarım benim gibi dostlar varsa onlar da yenerler önyargılarını.

Dipnot: Yurt ortamı yeni bir şehir ve yalnızlık tutunacak dal ararken sanırım bu türkü azda olsa deva oldu bir şeylere belki bu kadar çok etkilenmemin en büyük sebebide budur...

Yazdığım üç cümlenin dördüncüsünü sildim sildim tekrar yazdım, değiştirdim. Böyle bir konu beni aşar belkide bilmeden konuşmamak gerek ama benim gördüğüm tanıdığım kadarıyla dinlediğim kadarıyla hissettiğim kısımları yazdım sadece. Dediğim gibi yanlış anlaşılmak istemem, tartışmalara sebep olmak istemem. Umuyorum ki amacım sebebim anlaşılmıştır. 

İyi dinlemeler :) Barışa ve kardeşliğe inşaAllah. 
Emanet Allah'adır...



|
10

Kabul olan dualar ve Kayseri...

Yazar: on 17:14 in


Geçtiğimiz hafta içi süren gerginliğin sonu selâmet oldu :) Ve önümüzdeki bir yıl boyunca Kayseri'deyim. Son bir yıldır sürekli illâ ile dua ediyorduk seneye beraber olalım diye çok şükür dualarımız kabul oldu. Geçen formasyon yazımdan sonra dua eden tüm dostlardan Allah razı olsun, Allah bizim gibi herkesinde gönlüne göre versin. Kayseri beni kendine çeken ulvî şehir bekle beni geliyorumm :)

Dipnot1: Yukarıdaki fotoğraf geçen yıl mart başlarında bir Kayseri akşamında çekilmiştir. Kayseri, buram buram tarih kokan bir şehir. Fotoğraftaki camii de mrşhur Hunat Camii :) 

Dipnot2: Ben bir şekilde bir yerlere yerleştim ki Kayseri bölümümden 120 kişi almasa ben de hala açıkta idim. Allah diğer bekleyenlere de yardım etsin inşaAllah inanılmaz zor!!!

|
7

Süleymaniye'de Bayram Sabahı

Yazar: on 00:47 in , , ,
 
 
Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye'de
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanat, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübârek, ne garîb âlem bu!..
Hava boydan boya binlerce hayâletle dolu...
Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık
Yürüyor, durmadan, insan ve hayâlet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilâhî yapıya.
Tanrının mâbedi her bir tarafından doluyor,
Bu saatlerde Süleymâniye târih oluyor.

Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
Adamış sevdiği Allah'ına bir böyle yapı.
En güzel mâbedi olsun diye en son dînin
Budur öz şekli hayâl ettiği mîmârînin.
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul'un ufkunda bu kudsî tepeyi;
Taşımış harcını gâzîleri, serdârıyle,
Taşı yenmiş nice bin işçisi, mîmâriyle.
Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevî bir kapı açmış buradan gökyüzüne,
Taa ki geçsin ezelî rahmete ruh orduları..
Bir neferdir, bu zafer mâbedinin mîmârı.

Ulu mâbed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum;
Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi,
Senelerden beri rüyâda görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklîmine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, îmânî bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
Büyük Allah'ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbîr oluyor tek bir ses;
Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!

Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbîr'i
Ne kadar saf idi sîmâsı bu mü'min neferin!
Kimdi? Bânisi mi, mîmârı mı ulvî eserin?
Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyâda yiğit yüzlerinin en güzeli,
Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;
Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
Vatanın hem yaşayan vârisi hem sâhibi o,
Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,
Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,
Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.

Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?
Üsküdar'dan mı? Hisar'dan mı? Kavaklar'dan mı?
Bursa'dan, Konya'dan, İzmir'den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
Şimdi her merhaleden, taa Bâyezîd'den, Van'dan,
Aynı top sesleri birbir geliyor her yandan.
Ne kadar duygulu, engin ve mübârek bu seher!
Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
Dinliyor hepsi büyük hâtırâlar rüzgârını,
Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.

Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
Kosova'dan, Niğbolu'dan, Varna'dan, İstanbul'dan..
Anıyor her biri bir vak'ayı heybetle bu an;
Belgrad'dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar'dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra dağlardan mı?

Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
Adalar'dan mı? Tunus'dan mı, Cezayir'den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi
Yeni doğmus aya baktıkları yerden geliyor;
O mübârek gemiler hangi seherden geliyor?

Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine.
Çok şükür Allaha, gördüm, bu saatlerde yine
Yaşayanlarla beraber bulunan ervâhı. 

Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.
 
Yahya Kemal BEYATLI
 
Önce kısaca şiir üzerine birkaç not yazmak istiyorum. Yahya Kemal'in en meşhur şiirlerinden
birisidir Süleymaniye'de Bayram Sabahı. Peki bu şiiri okuyoruz ama acaba Yahya Kemal'in gözünde 
Süleymaniye nasıldı? Bir düşünelim bakalım! Yahya Kemal şiirlerinde beş ana tema işler. Bu şiirinde
ise özellikle mâzihal ve İstanbul temaları vardır. Aslında Yahya Kemal için İstanbul tam bir mâzihaldir.
Yani basit bir tanımla geçmişi hâlde yaşamaktır. Ve şairimiz İstanbul tarihini hava gibi içine çeker.
Her ânında tarihi solur. İstanbul onun için bir şehrin adından öte bir kültürün adıdır. Tarihin 
Süleymaniye basamağına isminden dolayı mutlaka basıyor şair.Ancak dikkatli okuduğumuzda 
göreceğimiz gibi Türk'lerin savaşçı özelliklerinden, İstanbul'u nasıl fethettiğimizden, Sinan'ın 
o mâbedi nasıl yaptığından ve ulu oluş hikayesinden, bayram namazlarında tekrar tekrar alınan
tekbirden, tekbirin bizi ve dinimizi niteleiğinden, Osmanlı'nın onun yaşadığı dönemlerinden
(tarihte Malazgirt'e Niğbolu'ya Çaldıran'a, deniz seferlerimize giderken o Milli Edebiyat zamanlarında 
kaybettiğimiz toprakları da vurgulamıştır), şehirler sayıyor vatan duygusu ve milliyetçilik duyguları 
ile tek bir ruh olduğundan bahsediyor. Aslında şair ilk mısralarda dediği gibi dokuz asırlık bir
tarihin tamamını anlatıyor bu şiirinde. Eksiksiz her şey anlatılıyor, 9 asırlık dönemdeki savaşlarımızdan,
sınırlarımızdan, padişahlarımızdan, şehirlerimize kadar. Ve son mısralarda asıl söyleyeceklerini
aleni bir şekilde söylüyor. Diyor ki;  
 
Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine.
Çok şükür Allaha, gördüm, bu saatlerde yine
Yaşayanlarla beraber bulunan ervâhı. 
Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı. 
 
İşte vatanın birliğini deniz üstünde o şehit ruhlarıyla beraber gören şair, mutlu ve mesut gönlü 
ışık dolu birbayram sabahı geçiriyor Sülemaniye'de... "Ve ancak bir şair bir mâbedde otururken 
böyle asırlar ötesine gider sonra bugününe gelir işte bu yüzden de adı şairdir."
 
 
Şiir üzerine daha çok şey yazabilirdim aslında daha ayrıntı ama Yeni Edebiyat dersinde gibi hissetmesin
kimse diye uzatmak istemedim :) Umarım yeterli açıklama yapabilmişimdir çok toparlayamadım.
 
Şimdi de gelelim ulu mâbed Süleymaniye'ye benim gözümden bakmaya :) Ramazan ayının 19,20.21.
günlerinde İstanbul turuna çıkmıştık ailemle :) Tur tamamen kendi düzenlediğimiz kardeş kardeşe
olan bir etkinlikti. Asıl amacımız Hırka-i Şerîfi görmekti. Onu gördükten sonra hemen güzel bir
din turizmine başladık. Süleymaniye'ye yolumuz ikinci gün düştü. Diğer gezdiğimiz yerleri de zaman 
zaman fotoğraflarıyla böyle uzun uzun anlatacağım :) Konu Şehr-i Stanbul olurda uzun uzun anlatılmaz mı :)

 
İlk Fotoğram'ım Fatih sırtlarından Yavuz Sultan Selim türbesinin arkasından Süleymani'yeye 
bakan tarafta çekildi. Mâbed ve medrese(yanlış bilmiyorsam) harika görünüyordu. 








Bir ulu minare uzanıyordu göklere...












 
 
Dışından içine doğru camii işte böyle göründü benim gözlerime ve makinama böyle yansıdı :)
İçime yansıttıkları ise zaten anlatılmaz, keşke daha uzun vaktim olsaydıda uzun uzun oturup 
bakabilseydim, daha uzun... İnşaAllah başka zamana Kanuni'nin türbeside tadilattan çıkınca 
bir ziyaret daha nasîb olur :) Türbe'nin resmi tadilatta olduğu için yok belirtmek istedim.
Konu Süleymaniye olunca söylenecekler anlatacaklar bitmiyor. 
 
Sırada kısaca mâbedin nasıl ulu olduğunu anlatmak istiyorum. Elbetteki bir çoğumuz biliyoruzdur.
Ama konu Süleymaniye'yse anlatmadan geçilmez :) Malumunuz Kanuni Sultan Süleyman bir camii
yaptırmak ister, mimarbaşı çağırılır camii inşaata başlanır. Ancak camii yapılırken Süleyman'ın büyük
oğlu vefat eder ve bu camii ona ithaf olunur (Bu camii Fatih'te Vefa'daki Şehzade Camii'dir) Sonra 
yine kendisi için bir camii yaptırmak isteyen Kanunî düşünür düşünür bir türlü mekana karar veremez.
Bir gece rüyasında Efendimiz'i görür ve Efendimiz ona camiinin bugünkü yerlerinde bir sınır çizer.
Camii'yi oraya yapmasını söyler. Sabah uyanan Kanunî hemen mimarbaşı Sinan'ı çağırır. Rüyasını 
anlatacakken Sinan efendisine rüyanızda arkanızdaydım efendim yeri biliyorum der. İşte böyle ulu
insanların ellerinden çıkan Peygamber müjdeli bir camii de insan nasıl onca tarihi hissedip, o kutsal
mabedle bir olmasın. Süleymân'ın varisi olmakla nasıl mağrur olunmasın! 

Ve son olarak küçük bir anımı paylaşarak postu bitirmek istiyorum. Yeni Edebiyat dersinde Yahya 
Kemal'i işlediğimiz gün çok değerli hocam bu şiirden de bahsetmeden geçmedi tabii ki. Şiiri
anlatmaya başlamadan evvel sınıfa bir soru sordu hayatında kimler bayram namazına gitti diye.
Sınıfın erkeklerinden birçok kişi el kaldırırken şaşkın ben farkında olmaksızın el kaldırdım. Tüm
sınıf bana döndü hocamızda bir gülümseme -Sefa dedi sen nerde gittin bayram namazına? Ben
şaşkın ve çekingen -Medine'de hocam dedim. Unutmuşum birden burda bayanların bayram namazına
gitmediklerini... Çıkışta hocam yanına çağırmıştı beni ve çok şanslı olduğumu söylemişti. Sonra 
sk sık dua ettim ben de ona inşaAllah o da gider o kutlu beldelere diye...
 
Bu uzun postu üşenmeden okuyup, beni dinleyen okurlara, dostlara teşekkür ederim :) ve hakkınızı
helal edin sürç-i lisân ettim ise... (uzun yazınca korkuyorum yanlış bir şey demekten ve konu 
edebiyat olunca mesleğim ya daha bir tedirginim :)) 
 
Es-selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Bereketuh... 

|
8

İki Mim

Yazar: on 23:38 in ,

Uzun zamandır mim cevaplayamıyordum ama yeri gelmişken ve fırsat bulmuşken Zeliha ablanın bu güzel iki mimini cevaplamak istedim :) Bu güzel mimler için kendisine teşekkürlerimi sunuyorum :)


İlk düzenli okuduğunuz blog ve hissettikleriniz;
İlk düzenli okuduğum blog ablamın blogu baharatlı tatlardı. O benden bir hayli zaman önce başladığı için blog yazmaya ara ara girer bakardım. Özellikle de tarifleri bir kenara yazmadığım için bir şey yapacağım zaman illa ki girip bakmam gerekirdi :)
Sanal alemde tanışıp görüştüğünüz bloggerler;

Malesef henüz ablam ve illâ dışında hiçbir blogger la görüşmek nasîb olmadı ama ilerleyen zamanlarda bazı görüşmeler olacak gibi :) görüşmek isteyen herkese de açığız :))

Blog dünyasına adım attığınızda,gökyüzündeki yıldız kadar parlak gelen,asla onun gibi olamam diye düşündüğünüz Blogger'ler; 

Açıkçası hiç böyle hislere kapılmadım. Çünkü genelde yemek bloglarını takip ediyorum kategorim farklı olduğu için de hiç düşünmedim öyle olamam diye :) Ama galiba takip ettiğim yemek bloglarındaki usta aşçılar gibi yemek yapabilmem bir hayli zaman alacak :) Kendime özgü olmayı seviyorum blogumda her telden kendine özgü bu yüzden hiçbir bloga karşı asla öyle olamam diye düşünmedim :) 

Moda blogları arasında  en sevdiğiniz blog; 

"Mor Kelebek" çok samimi bulduğum en sevdiğim moda blogu. Bunun dışında Meyye'nin blogunu zevkle takip ediyorum :) 

Yazılarını okurken keyiflendiğiniz bloggerler; 

Amak-ı Hayal, vesselam, derkenâr, asahhara, Deli Anne, Nabrut ve Yaşam, Faruk Özcan, Yusuff, Dürr-i Yektâ, Gönül Üniversitesi, Cafe Pepela, HayatCemresi, Kalemin Secdesi, Oturaklı Uçarı, Rânâ, Sevgi Sevdâlısı, Meyye's, LovemeorLeaveMe, Beyaz Lâle, AkifZade... ve daha sayamadığım unuttuğum bir çok blog var eminim :) 

Sürekli sayfasını açtığınız,okuyup yorum bırakmadan çıktığınız bloglar; 

Elimden geldiğince yorum yazmaya çalışıyorum ama okuyup çıkmak zorunda olduğum zamanlar da ihmal ediyorum yorumları genelde :)

Kendinize yakın bulduğunuz bloggerler; 

Faruk Özcan, LovemeorLeaveMe, Rânâ, Nabrut, Kalemin Secdesi, Dürr-i Yektâ, derkenâr, Umut Sepeti, Papatya Şef, Cafe Pepela, muhabbet sofrası, Marifet Ellerimizde, KizHatce, Yaz Blogcu, mavi kuş... yine uzayıp giden bir liste :)



Ve gelelim ikinci mimimize, bu mim de bir zamandır blog aleminde dolaşan Şirinler mimi :) 


Ben hangi Şirin'im?
Şöyle bir düşündüm bir değil de birkaç şirin birden olduğumu gördüm :) Şirinleri'de özlemişim :)) 

İlk olarak Aşçı Şirin'im mutfakta saatlerce zaman geçirebilirim :)
Sonra Güçlü Şirin'im maddi olarak bilemem ama manevi olarak güçlüyüm :)
Gözlüklü Şirin'im genelde okul zamanları gözlüksüz çıkmam dışarı :)
Aileme göre fazla süslü olduğum için Süslü Şirin'im :) biraz bakımlıyım ve aynasız gezmem kesinlikle ayrılmaz bir parçam gibidir sıkça çıkarır bakarım :D
Uyumayı inanılmaz sevdiğim için de Uykucu Şirin yanımda ağır basmakta :) 
daha da bir çok şirin yanım var galiba :)))




Bu güzel iki mimi cevaplamama vesile olduğu için Zeliha ablama tekrar teşekkür ediyorum. Umarım yeterli cevapları verebilmişimdir.




 

|
6

Kitap Ayracı Projesi

Yazar: on 00:14 in


Uzun bir aradan sonra söze nasıl başlamak gerektiğine bir süredir karar verememekteydim. Onca koşturmadan sonra birde gelecek kaygısı eklenince tekrar bir koşuşturma başladı ve hâlâ bir belirsizlik içinde bekliyoruz önümüzdeki dönem ne olacağız diye :) Söylemeden geçemeyeceğim galiba Gazi Üniversitesine" yüksek lisansa başvuru yapmıştım yapılan torpillerden dolayı ve kendi öğrencilerine öncelik tandıkları için mülakatta elensemde o işten para kazanıp haram yemeyeceğimi bilmek vicdanımı rahatlatıyor. Başvuru yapacak olanlar filan olursa bu işler böyle dönüyormuş her yerde ayağımızı denk alacakmışız! Derken işte günlerdir veremediğim kararı Kitap Ayracı Projesinde karar kılarak bozmuş oldum. Malum Berat kandilini geçirdik ve Ramazan-ı Şerîf'e çok az kaldı. Mü'minin bayramı cân ayı geliyor. Yardımların en çok bu ayda olması yanlış belki ama en azından bu ayda yardımlar artıyor diye bir yardım ve hayır konusunda hatırlatma yapmak istedim. Bu proje İHH'nın başlattığı bir yardım kampanyasıdır. -Ki bana göre çok eğlenceli bir kampanya ayraçlar cidden çok tatlılar- Kampanyayı burda uzun uzun anlatmak yerine ben bütün sorularınızın cevabını alabileceğiniz facebook sayfalarına siz değerli okurlarımızı yönlendirmek istiyorum. Eğer farklı bir sorunuz olursa onları da burada mutlaka cevaplandırabiliriz :)
Dost'un dost'a geldiği bir günde ben lâ tuttum kolundan illâ'yı haydi dedim "kurtuba kafe/kitabevi"ne gidiyoruz ayraç alacağız. İlk kez gideceğim ben de yerini bile tam olarak bilmiyorum :) Tariflerden bulduk hemen ve ayraçları incelemeye başladık kalanlardan seçtik kendimize sonra birde not defterleri gelmiş yeni ki görüldüğü üzere o da çok tatlı bir inekcik :) Bunun dışında not defterlerinde 2 model daha vardı ayraç modellerinin resimleri zaten facebook sayfasında var. Not defterleri 5 lira ayraçlar karton olursa 2 lira kaplama olursa 3 lira ama kaplamalar daha güzel geldiler bize :) Hem sakin ve elit bir mekanda oturup kahvenizi yudumlarken dostça edebî sohbetlere imza atabileceğiniz, oturduğunuz sandalyede bir şair ya da yazarın adını göreceğiniz nezih bir mekanda hayra vesile olmak müthiş bir his emin olun. Kurtuba Kafe Ankara'da bu arada bunu da es geçmeyim :)
Ankara dışındakiler için ayraç ya da not defteri almak isterlerse yardımcı olabiliriz. Bizim dışımızda netten yardımcı oluyorlar zaten bildiğim kadarıyla. İşte siz kendinize eşinize dostunuza çocuğunuza bu ayraçlardan alıp hem onları sevindirip hem de bir yetimin yeniden dünyayı görmesine destek olabilirsiniz. Gören insan görmeyenin zorluğunu bilmez ama anlamaya çalışabiliriz. Rabbim gözlerimizin sadakasını vermeyişimizi sormayacak mı bize?
Ve son olarak "Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.” (Bakara / 215 ) âyet-i kerîmesi neden niçin nasıl vermemiz gerektiğini üç beş ya da yüz farketmez vermemiz gerektiğini bize hatırlatıyor olmalı inşaAllah.
Rahman ve Rahim olan Allah'a emanetsiniz.

|
9

Deşifre

Yazar: on 03:53 in
Sonlar bu kadar zor mudur her zaman? 
Halbuki dört yıl boyunca bu günleri beklemiştim. Bitsin şu okul artık diyerek gün saydım, 21 gün diyerek geldim evden gelirken son gelişimde. Önce balo kıyafeti, ayakkabısı ve çantasını aldım ki bu işler zor stresli ama çok eğlenceli geçmişti :) Balom 6 haziranda olacak bu arada beklerim :p :D Sonra kep ve cübbelerimizi aldık tüm sınıf fotoğraf çekindik fln son henüz bu kadar yakın değil gibiydi. Oysa bu gün şu okul bitmese mi demeden edemedim ve şu ann gecenin şu saati (03.37) psikolojim taban yapmış durumda. Şu günü tekrar yaşamam mümkün değil galiba :) Kamikaze'sinden Gondol'a ve Crazy Dance'a kadar her şeye bindim :) adrenalinim tavan yaptı :)))) hem çok stres olup hem de çok eğlendim, indiğimde bembeyazdım :D bağırmaktan sesim kısılmaya yaklaştı :D son senenin hatrınaydı hepsi, halbuki normalde olsam belki imkansız binmezdim. Fotoğrafçı okulda fotoğraflarımızı çekmeye gelmişti sınıfça ilk kez birlik olduk herkes çok iyiydi dört yılda bir olacak bir şey :) öyle de olsa bu beni çok sevindirdi. Çünkü hiç konuşmadığım insanlarla bugün konuştum küslükler kalmadı en güzeli buydu. Çimlere yatıp kocaman bir BİTTİ yazdık sonra AKÜ yazdık :) en eğlenceli fotolar bunlardı :) Şu an biraz daha fotoğraf çekinmediğim için pişmanım :))) Okul hayatımızın son dersinde danışman hocamıza sürpriz bir parti ve hediye ile yine sınıfça çok güzel vakit geçirdik :) Şenlik alanı zaten tam bir cümbüştü, birde akşam Kubat gelince tabi oturmaya gitmedik bizde eller havaya hayde modda oyun havalarına bıraktık kendimizi. Tabi bunun ön hazırlığında da apaçiden halaya mezdekeye kadar bir düğün havasında eğlenmiştik :D bunlarda 4 yılda bir olan şeyler :) yoksa ben kim oynamak kim :)))))) Sonra bunca güzel şeyin ardından her şey bitti sınavlar tez senaryo kpds dörtlüsü ile baş başa kaldım artı son günlerde bu kadar kaynaşmışken okulun bitiyo olması ise gel de psikolojini bozulmasın durumu :) 6 haziran'a kadar çokça yoğun ve bol duaya ihtiyacımın olduğu günler bana dua edin olur mu? :) Mesela tez hocam transkripten vazgeçsin o kadar yazmışım bitmiş niye başa çeviriyo beni son gün dimi ama :) Kısaca bunca şeyin ardından gecenin şu saati yorgunluktan öldüğüm halde oturmuş derdimi dökme ihtiyacı duyuyorum :) Çok zormuş gerçekten mezun olmak hissi, ağlamam ya ne ağlaması demiştim halada kararlıyım :D ama psikolojim bozuk. Cuma günü ailem geliyo kep atacağız bu bile duyguları yoğunlaştırmaya yetiyor :) Kendimi çok deşifre ettim galiba :)) Ama tek başına bu yükü kaldırmak çok zor gerçekten. Öyle bir şey ki oturup tez yazmam gerek ama arkadaşlarımla vakitte geçirmeliyim şenlikler bitiyo son günler zaten sınavlar başlıyor derken bir karar vermeli ve eğlenmeye gitmelisiniz. Gider miydiniz bence evet :) 

Sonuç olarak şu bunalım kıza dua edin son günleri güzel geçsin :)

|
4

Belh'in Köpekleri ve Sabır Üzerine Bir Kaç Not

Yazar: on 21:59 in , ,

Bir gün Şakîk-i Belhî Hazretleri İbrahim Edhem Hazretlerine uğrar.
- Ey İbrahim! Geçimini temin hususunda ne yapıyorsun? diye sordu.
İbrahim Edhem:
- Bulursam yerim, bulamazsam sabrederim, diye cevap verdi.
Şakîk-i Belhî:
- Bizim Belh köpekleri de senin gibi yaparlar.
İbrahim Edhem:
- Ya sen nasıl yaparsın?
Şakîk-i Belhî:
- Benim elime geçerse îsar (başkalarını nefsime tercih) ederim, eğer elime geçmezse şükrederim.
İbrahim Edhem kalktı, Şakîk-i Belhî'yi başından öptü ve "Üstâdımsın" dedi.


Sabır deyince hemen aklımıza Bakara Suresi'nin 153. âyet-i kerîmesi geliyor olmalıdır. Âyette eksik hatırlama tehlikeli bir durum olduğu için olduğu gibi Türkçe'sini yazıp ardından Feyz'ül-Furkân'dan mealini yazmak istiyorum.
Âyet şöyle ki: "Ey imân edenler! Sabır ve namaz/dua ile (Allah'tan) yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.
Feyzü'l-Furkân'da da bu ayetin açıklaması şöyledir: "Âyet-i kerîmede geçen sabır ve namaz, karşılaşılacak güçlüklerin çözülmesi için Allahu Teâlâ'nın yardımını sağlayacak bir vesiledir. Sabır; cesaret, zorluklara göğüs germek, direnmek anlamında da ahlâkî bir disiplindir. Namaz; gönlünde Allah sevgisi olan, O'na saygı duyan ve O'nun huzuruna çıkacağına inanan kimsenin imân ve itaatinin bir göstergesi, dinin direği ve kulu Allah'a yaklaştıran bir ibâdettir."

Bir de konu sabırdan açılmışken önceki gün Semerkand Tv de sabah yayınlanan Hanımlar Buyrun programında -çok acelem olduğu halde hikaye bitmeden ayrılamadım tv başından- bir bayanın anlattığı, bir hikâyeye denk geldim tevâfuken bu hikâyeciği de anlatmak istiyorum.
"Anlatan bayan yine bir bayanın başına gelen bir olaydan bahsediyordu. Yetim bir kız bir vesile ile biriyle evlendiriliyor. Gelin gittiği evde kayınvalidesi ile beraber yaşıyor. Kızın bir annesi bir de ablası var. Kayınvalidesinin kıza etmediği eziyet kalmıyor malesef. Öyle ki annesi veya ablası aradığında banyoda, burada değil gibi cevaplarla kız yanında olduğu halde kızı ailesi ile görüştürmüyor. Evden çıkmasına zaten müsaae edilmiyor. Ancak hastalık gibi mühim bir durumda dışarı çıkan kız, yaşadıklarını anlatırken bir evden çıkışı ile diğer çıkışında mevsimin değiştiğini, en son çıktığında kışken tekrar çıktığında baharın geldiğini gördüğünü, camdan bakmasının bile yasak olduğunu söylüyor. Bunca olaya sessiz kalamayan -tv de olayı anlatan- bayan ve kızın ablası artık dayanamayıp kızın boşanması isterler. Kız ise bunu istemez çocuğu da vardır çünkü artık. Sonra o gece kızın ablası bir rüya görür. Rüyasında bir kapı önünde o bayanla beklemektedirler. Kadınlar içeri girmek isterler ancak birileri engel olur. Artık çok merak ettikleri için ısrarla sorarlar içeride ne var kim var diye. İçeride o kız Efendimiz(sav) ile oturmaktadır. Ve o bayanlar içeri neden alınmadıklarını sorduklarında onlara siz sabredenlerden olmadınız cevabı verilir. Abla rüyasından uyanınca kardeşini arar rüyasını anlatır ve boşanmamasını ister."

Yazıcıdan notlar: Bu aralar sabır konusunu anlatmam gerekti galiba kendime. Çünkü bir gün boyunca üst üste "sabır" üzerine yazılar ve anlatılara denk geldim. Üstelik sabırsızlık ettiğim bir gündü sanırım :) 
İlk kıssa "Kalemdârın Not Defteri" adlı kitaptan alıntıdır. Kitabı elime aldığımda vira Bismillah deyip nasîbe bir sayfa açtım, ve bu kıssa geldi. İlk okuyuşta idrâk etmesi biraz zor. Çünkü insanın kendini köpek yurduna koyması biraz zor, belki onlardan da aşağı olduğunu düşünmesi daha da zor. Ama bir yerde öyle değil miyiz? Ben kendi nefsime en basiti acıkınca sabredemiyorsam acele edip belki en önemli şeyleri bile ihmal edebiliyorsam, o zaman ne farkım kaldı o mahluklardan? Ne acı böyle olmak! Halbuki ah biraz isâr edebilsek, bir lokmanın hepsini verecek kadar olmasa da yarısını verecek kadar infâk edebilsek. Eskiden, iyi ama nasıl nereye vereceğiz diye düşünüyordum, hani komşumuzun halini bilmiyoruz, çevremizde de yok galiba öyle insanlar filan derdim. Sonra gördüm ki o kadar çok el var ki senin elinden alıp bunu görmeyip başka ellere ulaştırabilecek. Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek ya onlarda senin elini görmüyorlar. Yani ki alan el ile veren el arasında köprü olacak. O zaman bir lokma yerken arada bir de olsa Belh'in köpekleri aklımıza gelirse, belki hayır çeşmesi olan kumbaralarımıza yediğimizin sadakasını atabiliriz. (Evde her zaman bir kumbara bulundurup birikenlerle sadaka vermek bir çok belâyı def eder inanın. Ki her yediğimiz yaptığımız lüks için bir kaç lirada o kumbaraya atmak belki lükslerimizden vaz geçmemiz için de bir vesile olabilir.)

İlk kitabım dün Sevgili Dost'tan hediye olarak geldiği gibi, ikinci kitabım yani Feyzü'l Furkân'da ablasından hediye geldi :) Paylaşmayı seviyoruz ya hemen faydalanmak istedim (: Neyse konuyu dağıtmayım :) Mealde de Hasan Tahsin Hoca meâli gerçekten çok güzel yapmış. Genellikle bizim aklımızda âyetin "Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir" kısmı kalıyor. Ama aslında âyetin bütünündeki anlam muhteşemdir. Çünkü sadece sabır yetmiyor sabır namazsız, namaz da sabırsız olmuyor sanki değil mi? Efendimiz (sav) Mirac'a sabırla çıktı. Öyleyse mü'minin miracı namaz sabırsız olmaz. Peki namazda sabır nasıl olur. -Bu tamamen beni zannımdır- Namazda sabır ise sebât edip namaza devam etmekle olacaktır diye düşünüyorum.

Son olarak paylaştığım olay ise tamamen gerçektir ve ibretliktir. En azından ben dinlediğim de ciddi anlamda çok etkilendim. Sonra sabır üzerine biraz düşündüğümde çevreme günlük hayata baktığımda "sabırsızlıklarımın ve sabırsızlıkları" son safha olduğunu gördüm. Yemek gecikti diye sinirlenen baba, otobüs gelmedi diye içinden saymaya başlayan genç (bu ben oluyorum :)), reklam bitti diye tepinmeye başlayan çocuk, arkadaşı ile buluşacak olan gencin bekletildiği için triplere girmesi (buda ben :) vs vs gibi bir çok örnek çıktı karşıma en basit sabırsızlık örnekleri olarak. Bunların hepsi benim çevremde gözlemlediğim sabırsızlıklar. Bunlarda ne var diyebilirsiniz evet bunlar küçük şeyler. Büyük meselelerde sabretmemiz gerektiğini farkedebiliyoruz bazen ama bu küçük şeyleri önemsemeyip asıl kaybı yaşıyoruz. Beklemek sünnettir mesela, ama bekletince hemen küplere binip karşımızdakini kırıyoruz. Ne büyük kayıp değil mi? "Her şeyde bir hayır vardır" düstûrunu tam olarak benimseyemediğimizin apaçık göstergesidir bu. 

Velhasıl kelâm, sabra sabredip, küçükleri birbirine ekleyip, büyük sabrılara ulaşmaya bakmak lazım geliyor galiba. "Nimete şükretmek, isâr etmek, infâk etmek kısacası ehl-i sünnet yaşamak" insanı sabra ve sabrın mükafatlarına götürecek en güzel yoldur. Ve son olarak yine bir âyeti kerîme'nin içinde geçen ve Efendimiz'in (s.a.v) Hz. Ebû Bekr Efendimiz'e (r.a) söylediği bir sözle bitirmek istiyorum. "Lâ Tahzen! İnallahe meana" yani "Üzülme! Allah bizimledir" Efendimiz (sav) kim bilir hangi sabrı tüketen ama sabredilmesi gereken bir durum için söylemişti bunu. Onların yaşadıklarının yanında bizimkiler bir "hiç" değil mi? İşte Efendimiz'in bu sözünü de kendimize sabredeceğimiz durumlarda önder eylersek, aşamayacağımız güçlük kalmayacaktır...

Minicik bir dipnot: Yazım biraz uzun oldu galiba umarım sıkmamışımdır, ama mühim bir konu olduğunu düşünüyorum :) Bir de bunun üzerine hâlâ sıkılmamışsanız Lâ Tahzen adlı yazıyı okursanız ikisi bir arada daha da bir etkili olacaktır. 

Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh.
Emanet yalnızca Allah'a...

|

Copyright © 2009 lâ-illâ All rights reserved. Theme by Laptop Geek. | Bloggerized by FalconHive.