Dinleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dinleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8

"Kalem Suresi"

Yazar: on 21:12 in ,


1-2. Nûn. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin.
3. Şüphesiz sana tükenmez bir mükâfat vardır.
4. Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.
5-6. Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
7. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir.
8. O hâlde yalanlayanlara boyun eğme.
9. İstediler ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar.
10-11-12-13-14. Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.

15. Âyetlerimiz kendisine okunduğu zaman, Öncekilerin masalları! der.
16. Yakında biz onun burnunu damgalayacağız.
17. Şüphesiz biz, vaktiyle bahçe sahiplerine belâ verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkârcılara) da belâ verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi.
18. (Bunu tasarlarken) istisna da yapmıyorlardı. (İnşaallah demiyorlardı.)
19. Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı.
20. Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü.
21-22. Derken, sabahleyin birbirlerine, Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin diye seslendiler.
23-24. Bunun üzerine, Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın diye fısıldaşarak yola koyuldular.
25. (Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği hâlde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.
26. Fakat bahçeyi o hâlde gördüklerinde, Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız! dediler.
27. (Gerçeği anlayınca da), Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız! dediler.
28. Onların en akl-ı selim sahibi olanı, Ben size Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim? dedi.
29. Onlar, Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz dediler.
30. Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.
31. Şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!
32. Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız.
33. İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi!
34. Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naîm cennetleri vardır.
35. Biz müslümanları suçlular gibi kılar mıyız?
36. Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
37. Yoksa size ait bir kitabınız var da (bu batıl hükümleri) ondan mı okuyorsunuz?
38. Onda, Seçip beğendiğiniz her şey mutlaka sizindir (diye mi yazılı?)
39. Yahut bizden, her ne hükmederseniz mutlaka öyle olacağına dair Kıyamete kadar sürecek kesin sözler mi aldınız?
40. Sor onlara: Onların hangisi bu (iddianın doğruluğu)na kefildir?
41. Yoksa onların ortakları mı var? Doğru söyleyenler iseler, haydi getirsinler ortaklarını!
42-43. Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kâfirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir hâlde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Hâlbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar (ve buna yanaşmıyorlar)dı.
44. (Ey Muhammed!) Bu sözü (Kur'an-ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helâka yaklaştıracağız.
45. Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır.
46. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir?
47. Yahut gayb (Levh-i Mahfuz) kendi yanlarında da onlar mı (bundan aktarıp) yazıyorlar?
48. Sen, Rabbinin hükmüne sabret. Balık sahibi (Yûnus) gibi olma. Hani o, (balığın karnında) kederli bir hâlde Rabbine yakarmıştı.
49. Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka kınanmış bir hâlde ıssız bir yere atılacaktı.
50. (Fakat böyle olmadı.) Rabbi onu (peygamber olarak) seçti ve salih kimselerden kıldı.
51. Şüphesiz inkâr edenler Zikri (Kur'an-ı) duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler. (Senin için,) "Hiç şüphe yok o bir delidir" diyorlar.
52. Hâlbuki o (Kur'an), âlemler için ancak bir öğüttür. 

Yazıcı: Kendimi hasta, yorgun ve yaşlı hissediyorum bugünlerde. Ameliyatla bademciklerimi aldırmam gerektiğini öğrendim bugün. (Ameliyat olabileceğim en erken tarihse temmuz dersler okul kpss dertleri yüzünden) Üstelik hastayım diye yanlış teşhis yüzünden 3 tane de penesilin yedim gereksiz yere. Annem bişi olmaz iyi gelir dedi ilginç bi yaklaşım :D :)) Sonra insanlar! bu zaten benim için en büyük dert. O insancıklar arasında kendimi yalnız hissediyorum işte. Ve çok yalnız çok çaresiz olduğumu düşündüğüm zamanlarda umre fotoğraflarıma bakarım zaten Hacc zamanı da geldi ya bir Ramazan'da bir Hacc zamanında içime ciğerime bir ateş düşüyor. Yine o ateş düştü. Geçen gün rüyamda görmüştüm. Anımsamaya çalışıyorum kokusunu içime çekmiştim hissetmeye çalışıyorum olmuyor. İşte fotoğrafarı gezerken eskiden indirdiğim kuran parçalarından dinlemeye başladım. Uzun zamandır dinleyemiyordum. Müthiş bir şekilde maneviyatım çökmüş farkettim. Nasıl düzelteceğimi ise bilmiyorum. Fazlaca dünyaya dalmış gitmişim... Bir an bu videoya gitti elim çok sevdiğim bir ses kim olduğunu bilmiyorum uzunca bir zaman önce tevafuken indirmiştim. Bir namaz sahnesi hangi ülke hangi şehir bilmiyorum. Teravih namazına benziyor. Hepsinden ötesi ise o fevkalade ses. Arapların Kur'an okuyuşları hep daha içten daha sakin ve huzur dolu geliyor bana. Arap hayranlığım var! inkar etmiyorum bizi arkamızdan vursalarda ben arkamı dönemiyorum. Sizin de beğeneceğinizi düşünüyorum bu sesi. İyi dinlemeler. Mealede en azından bir göz gezdirirsiniz diye düşündüm bu bile yeter yani :) Hiç meal okumuyoruz aslında hata ediyoruz! Meal diyanetten alıntıdır. Ki bazı ayetlerde şu son yazımda bahsettiğim dergiyede cevap niteliğinde!

Sonuç olarak benim ruhuma çok iyi gelen bu sesi herkese duyurmak istedim. Benim gibi bir sürü insan var biliyorum. Hepimize iyi gelsin inşaAllah. Onu sözü nasıl iyi gelmesin zaten değil mi?
Emanet Allah'a.
Esselam u Aleykum.

|
4

Küs Nefes

Yazar: i can... but i won't on 01:50 in ,
...

“uzaklık ayırmıyormuş bildim, ayrı ayrı uzaklara düşenler

meğer en yakınına gelirlermiş birbirlerinin”

...

Uzaktaydım. Uzaklarda bir yerde. İnsanın evinden uzakta olması gibi bir şey, eğer bir tanım gerekirse. Hani yıllarca ordasındır. Tanırsın, bilirsin, seversin. Ya da tam tersi. Seversin, bilirsin, tanırsın. Ya da sadece seversin. Ne hâlini bilirsin ne hâlden anlarsın. Tanıdığını sanırsın. Ne bilirsin, ne tanırsın aslında. Herneyse. Olasılıktan pek hoşlanmam. Kesin olan güzel olandır aynı zamanda da. Bir de hâlden anlamak.

Uzaktaydım. Kilometrelerce uzakta. Hani özler ya insan, yatağını, yastığını. Odanın yalnızlığı, karanlığı, sessizliği bile özlenir ya hani. Veya özlenir ya yan odadan gelen sesler bile. Anne sesi. Baba sesi. Küçük kardeş sesi.

Uzaktaydım. Kendi evine yabancı olmak gibiydi geçen zamanlar. Belki de yabancı olunan evin kendisi değil yaşayanlarıydı. Yabancı olmak bir saniyelik iş-miş. İndikatörün bir damlasıyla pembe olan süt gibi. Saniyelik. (Olayı da süte bağladım ya. Neyse bişey demiyorum :)

Uzaktaydım. Kapı aralığından seyretmek gibi sanki, olan biteni. Görünmezlik pelerini var gibi sırtında rahat, aynı zamanda tedirgin de. Sadece seyretmek. Hakkın olan odur kapının dışındaysan. Sadece seyretmek.

Tam bir kelam edecekken susup kalmak. Kendinden kaçırmak kelimeleri. Sesine bile yabancı gelmek. Kendi sesine. Bilinmez bir el dudaklarının üzerinde gibi sanki. Ne önemi var ki söylediklerinin. Kim için önemli?

Topladım karton valizimi. Çok şey alamazdım yanıma. Yırtılınca dökülebilirdi içindekiler. Deşifre olmayı sevmem. Vakit yoktu. Acelem de yoktu. Bir tek kalemimi aldım yanıma. Bir de incitmeden yazmayı pek beceremediğim kağıdımı.

Yazmayı denemek. En azından harfler dost olmalı bazı zamanlar. Hem dinlemeli hem konuşmalı. Hem bakmalı hem görmeli. Hem sevmeli hem sevdirmeli. Güzel olmalı, güzel bakmalı. Küsmemeli kelimeler. Kelimeler önemli. Bilhassa dökülenler dudaktan.

Son kez baktım ev’e. Kapı aralığından yine. Kısacık uzun bir andı yalnızca. Zordu o an. Bir kalbin dışında olmaktan daha zor, daha acıtan bir şey değil diye düşündüm o an. Ve çıktım yola.

Yön duygum yoktur pek. Bu kez işime yaradı bu özelliğim. Mutluydum. Bilmediği bir yere gitmek korku verir belki insana. Korkmadım adımlarımı atarken. Kelimelerim vardı yanımda. Onlar bırakmazdı beni. Ne anlatsam dinlerlerdi. Anlatmayı pek sevmediğimi söyledim onlara. Bu eskiden kalma bir şey içimdeki. Söyledim onlara da. Belki günlerce sussam, neden sustun demeyin, dedim. Anlaştık da çıktık yola. Ki sonra küskünlük olmasın arada. Küsünce çocuk gibi küsüyormuşum. Küçük bir çocuk gibi tıpkı.


-İçim soğudu sana, bi çay içelim mi sıcak?


“o bir çay istemişti, trenin içinde

biz tren yolcusuyduk, çölün içinde

ben yalnız kalmıştım, senin içinde

oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!”


Işınlanma icat edileli çok oldu galiba. Kapattım gözlerimi uzağı diledim. Dileğim gerçek oldu. Bir anda. Uzağındaydım. Kaç adımda geldim bilmiyorum. Ne kadar sürdü bu garip yolculuk bilmiyorum. Uzağındaydım yalnızca. Gözlerine baktım ilk. Gözlerine.


“insan önce ayrılığa yetişir, belki sonra bulurmuş

birbirini, ne acı! Acı bile kalmamış sende”


Kaçırdım gözlerimi. Sustum yalnızca. Susmak güzel. Dinletmek zor.


“o bir bende kırılmıştı, hayli içimde

ıssız otağ kurulmuştu, canım içinde

oysa kaç bahçe yerine açmıştım seni!“

...

-Bambaşka şeyler konuşsaydık bu gece, daha güzel olmaz mıydı?

+Güzel olurdu belki ama, bu saatte bunlar çıktı parmaklarımın ucundan. Böyleyim ben, sevmek zorunda değilsin. Katlanmaya çalışmak zor olsa gerek. Bilmiyorum, zor mu? Hem bir şekilde kapı aralığından bakmak yerine giriş de yapabilmek gerekti. Anlamsız oldu biraz lâkin ben şiirin etkisindeydim. Suç onun. “Düşü geçtik, kendine bakabilirsin.” dedi. Baktım. Düşteyim hâlâ galiba, ya da öyle olmalıyım. Sonra ne düşündüm biliyor musun? Yazmak değil okumak asıl bana göre olan. İki lafı bir araya getirmektense, hazır getirilmişini okumak, okurken uykuya dalmak, okuduklarını rüyada yaşamak daha mı güzel sanki nedir :)

Son olarak kapanışı kendimde ve yazımda bu şarkıyla bitirmeliyim.

"yakın durmanın zor olduğu ortada. uzak olmak her zaman en kolay.."


"sarıl her fırsatında o insana

arkasından ağlayan olma

geri getirmez çok ağlasan da.."


-mahvettin beni güzel şarkı...



|
9

"Hak, Muhammed, Ali" Tevhid

Yazar: on 17:08 in ,


Yaz başıydı sanırım yakın bir arkadaşım bu türküyü dinlememi istemişti. Ben de ona ben mi? deyip gülmüştüm. Genellikle dinlemediğim ve özelliklede önyargılı olduğum bir tarz olduğu için açıkçası bir süre erteleyip sonra da kırmamak adına dinlemiştim. Hoşuma gitmemiş değildi ama işte önyargılar yüzünden uzun süre bir daha dinlemedim. Geçtiğimiz hafta kendisiyle görüşünce beraber dinleme fırsatı bulduk. Dinlerken hoşuma gitti ne yalan söyleyeyim ama ona çaktırmadım :D Yurda geldiğimde kendimi internetin başında bu türküyü dinlerken buldum :) Anladım ki "önyargılar"ımızı oluşturan da biziz! "Hak, Muhammed, Ali" demek için, bu türküleri dinlemek için illâki alevî olmak gerekmezmiş. Efendimizin (s.a.v) Ali efendimiz hakkında söylediği ne çok söz var aslında biz asla onu inkar etmiyoruz hatta bir çok alevîden daha çok Hz. Ali'yi seviyoruz! 

Aslında yazacak çok tümcem vardı ama yanlış anlaşılmak istemiyorum. Tek derdim Ehl-i Beyti, âl-i âbâyı çok sevdiğimi söylemekti. Önyargılar yüzünden insanları yanlış yargıladığımızı siz ve biz olaylarına girdiğimizi aslında hepimizin bir olduğunu söylemekti. 

Sabahat Akkiraz türküyü çok güzel seslendirmiş. En çokta "ay Muhammed nûr içinde" dediği kısmı seviyorum :)))) Bu türküleri dinleyince kendimi dinime ihanet ediyorum sanacak kadar sıkıyormuşum. Neden böyle olmuşum burasıda mühim bir konu aslında! Bu türkü ile tüm önyargılarım kırıldı. Öyle güzel sözleri var ki gerçekten hayran kaldım. En önemliside "alevîlerin efendimizi inkar ettiği zannına" harika bir cevap niteliğinde. Ben önyargılarımı yendim umarım benim gibi dostlar varsa onlar da yenerler önyargılarını.

Dipnot: Yurt ortamı yeni bir şehir ve yalnızlık tutunacak dal ararken sanırım bu türkü azda olsa deva oldu bir şeylere belki bu kadar çok etkilenmemin en büyük sebebide budur...

Yazdığım üç cümlenin dördüncüsünü sildim sildim tekrar yazdım, değiştirdim. Böyle bir konu beni aşar belkide bilmeden konuşmamak gerek ama benim gördüğüm tanıdığım kadarıyla dinlediğim kadarıyla hissettiğim kısımları yazdım sadece. Dediğim gibi yanlış anlaşılmak istemem, tartışmalara sebep olmak istemem. Umuyorum ki amacım sebebim anlaşılmıştır. 

İyi dinlemeler :) Barışa ve kardeşliğe inşaAllah. 
Emanet Allah'adır...



|
5

İki Video Arasındaki Fark :)))

Yazar: on 23:16 in ,
1. Videomuz :)




Vee 2. Videomuz :)



Hint filimlerini, müziklerini çok eskiden beri çok seviyorum :) İlk ilahimizi ablam sayesinde bugün dinledim. Dinlerken böyle birden içimdeki Fanaa aşkı yeniden alevlendi. Urduca bilmediğim için galiba dinlediğim bütün Hint parçaları birbirine benziyo gibi geliyor :) Bu yüzden ilahide olsa film müziğide olsa cezbediyor beni. Hintlere de ayrı bir ilgim var o rengarenk kişilikleri, hayat dolu bakışları, oeğlenceli hayatları çok hoşuma gidiyor. Gitmeyi en çok istediğim ülkelerden birisi Hindistan zaten. Ki oradaki müslüman kesimin hayatlarını da çok merak ediyorum. Umredeyken gördüğüm kadarıyla her hallerinde o kadar renkliler :) 72,5 milletin olduğu bir ülke Hindistan :) Rabbim nasîb ederse illâ ile beraber gideceğiz. En çokta gidip oradaki o renkli elbiselerden takılardan almak istiyorum :D Farklı hayatlar farklı insanlar farklı görüşler insana çok şey öğretiyor. Hele birde İslam'ın diğer yüzlerini görmek gerçekten ruha huzur veriyor, ufku açıyor.


Şimdii kısaca birazda Fanaa filmine değinmek istiyorum :) Film hayatım(ız)da izlediğimiz ve en sevdiğimiz, en eğlendiğimiz film galiba. İzlemiş olma ihtimaliniz yüksek ama izlemediyseniz mutlaka izlemelisiniz. Neden mi? Öncelikle film ne kadar basit dursa da kör bir kızın aşk hikayesini anlatıyormuş gibi görünsede filme biraz dikat edilirse aslında neler anlattığı anlaşılabilir. İlk bölümde tamamen Hindistan'ın kurtuluşu ve bunun önemi üzerinde duruluyor. Hindistan'daki en önemli kültürel miraslar gösteriliyor. Mesela Taç Mahal :) Burada ki sahneler harika zaten yine en çok görmek istediğim mekanlardan birisi :) Hindistan'da cumhuriyetle yönetilen bir ülke ve orada da Kaşmiş yöresinde terör olayları var malesef hala var mı bilmiyorum ama filmde buna önemle değinilmiş. Bu terör olaylarına karşı bir tepki niteliğinde aslında filmin bu kadar geleneksel müziklerle, cumhuriyetin ilanı kutlamaları ile bezenmiş olması. Yani bir nev'i insanları bilinçlendirme adına çalışma yapılmış. Tabi biz olayları tam bilmediğimiz için filmi biraz daha sığ izliyoruz. Bizi filmin müzikleri ve özelliklede yaşanan aşk ilgilendiriyor ama aslolan o değil. Bu açıdan Hint sinemasını tebrik ediyorum gerçekten çok inceden değinecek çok güzel bir film hazırlamışlar. Sonuç olarak yukarada izlediğiniz video gibi daha bir çok şarkı, dans ve en önemlisi müthiş bir aşk hikayesi izlemek isterseniz filmin tamamanı izleyin çok eğleneceksiniz :)))


Evet sevgili okurlar iki video arasındaki fark nedir :))

Bu arada umarım ilahiyi de seversiniz ben çok eğleniyorum dinlerken :)

|
7

"Ramazan Sevinci, Sahur Bereketi..." veee Zeyd Şoto

Yazar: on 23:54 in ,



Alemlerin Rabbi olan Allah'a şükürler olsun ki bir Ramazana daha eriştik ve inanılmaz hızlı bir şekilde bu ayı tüketmekteyiz. Tüketmekteyiz diyorum çünkü yemek içmek gibi ruhumuzu maneviyatımızı doyuruyoruz bu ayda da inşaAllah. Ramazan ayı gelir gelmez bir sahur ve iftar programları furyası türüyor bir çok kanalda :) Yalnız bu sene o kadar çok değiller hatta ben sadece bi kaçını takip ediyorum geçen sene ordan oraya tüm kanallara yetişmeye çalışırdım ama bu sene beklediğim kadar güzel program yok bazı kanallarda. Her neyse gel gelelim ki ben özellikle Trt'nin ve Semerkand Tv 'nin sahur ve iftar programlarını izliyorum zaten malumunuz sunucular (Serdar ve Dursun Ali abimiz) dönüşümlü olarak yayındalar sahur ve iftarda :)

Geçtiğimiz yıllarda onca kanala yetiştiğim için midir yoksa dikkatimi veremediğim için midir bilmiyorum programların bu kadar çok şey anlattığını insanlara inanılmaz msjlar verdiğini farketmemişim. Bu sene biraz şuanki konumumdan kaynaklıda olarak (ekürilerime sordukları dini sorulara verebilecek cevabım olması bâbından çünkü öyle sorular geliyor ki bazen kalıveriyorum mantık beklenince cevaplarda mantıkları almayınca amenna demiyorlar maalesef ) daha dikkatli dinliyorum ve ciddi anlamda takip etmeye çalışıyorum. Gelen konukları da dönüşümlü olarak bir kaç gün boyunca farklı konularda izleyebiliyorum. Böyle olması da hoşuma gidiyor :) Mesela bugün iftar da Hayati İnanç vardı kendisini çok severim "Gönül" konusunda çok hoş sözler söyledi. Yine bir başka programda konuk kimdi hatırlamıyorum Allah'ın bir insanın kalbine günde 366 kere nazar ettiğini söylemişlerdi. Bu 366 nın hiç birinde kendini bulamazsa Rab bir daha nazar eder mi acaba bize! Bunun gibi daha bir çok şey öğrendim bu ramazan ben bu programlarda din görevlilerini daha yakından tanıdım. Sonra aklıma geldi dedim ki kendime sadece Ramazan'da mı müslümanız da biz bu programlar sadece bu zamanlarda yapılıyor. Tamam senenin her günü Semerkand Tv, Hilal Tv, Dost Tv gibi kanallarda bu programlar devam etmekte ama tek kesime hitap ediyor bu kanallar malum. Trt gibi bir kanalın mutlaka Ramazan Sevinci programına benzer bir programı sene içinde de yapması lazım ki ülkenin tüm kesimine bir şeyler katılabilsin.


Gel gelelim bu yakışıklı beyfendi kimdir? :) Kindisi Bosnalı Zeyd adında bir müzisyen 31 yaşında ve evli :D :))) Bosna'ya karşı hep özel bir ilgim oldu "Lâl" kitabını okuduktan sonra. Sarayevo'ya gitmeyi çok çok istiyorum. Srebrenitsa ile ilgili çok şeyi takip etmeye çalışıyorum. Ki bunlardan birisini de yine bir sahur programında Ebubekir Sifil hoca anlatmıştı paylaşmak istiyorum.

Boşnaklar ve Sırplar arasındaki savaş artık ateşkes ilan ediliği gün herkes olduğu yerde kalacak deniliyor. Sırplar başkent Saraybosna zaten dağlık bir yerdir dağlardan birine kocaman bir haç işaretini helikopterlerle yerleştirirler. Haç kolay kolay sökülebilecek gibi değildir. Sırp cumhurbaşkanı Aliya'yı arar ve der ki Aliya dağa bak hadi kaldır kaldırabilirsen bunu burdan. Aliya'nın cevabı muhteşemdir. Kaldır başını yukarı bak ayı görüyor musun hadi kaldır onu orada işte bizim işaretimiz. Yaradana olan güvendir işte bu ve inançtır. Çok etkilendim ben bu hikayeden eğer bulabilseydim kaynağıyla paylaşacaktım ama bulamadım maalesef .


İşte bu yakışıklı müzisyen de muhteşem ilahiler okuyor kendi dilinde ve Türkçe :) İlk ilahi Seyrâna Gel, İkincisi ise Yunus Emre'nin Boşnak'çaya çevirilmiş bir ilahisi. İnsanın içine işleyen yumuşacık bir sesi var dinledikçe dinleysiniz gelecek :) Şimdi ben bu sahur ve iftar programlarına özellikle Zeyd Şoto ile beni tanıştırdıkları için bir teşekkürü borç bilirim :)  Laf aramızda ama Ona benzer birini görürseniz bize yönlendirebilirsiniz :D

Yazıcı yine ne çok yazmışsın diyebilirsiniz özlemişim yazmayı galiba :) Bunca uzun yazı da ancak bu iki güzel ilahi ile dinlenir amaç bu dinletileri dinlemenizdir zaten :)

Ramazan son hızıyla ilerlerken "Mağfiret" kısmına geldik geçiriyoruz bile. Hiç bir ânını hatta saniyesini boş geçirmeyeceğimiz, Ramazan'ı kendimize küstürmeyeceğimiz, affedilmeden Ramazan'ı bitirmeyeceğimiz hayırlı bir Ramazan diliyorum bütün dostlarımıza. (lâ)




|
4

Yapayalnız Gecelerde

Yazar: on 00:46 in ,


Yapayalnız gecelerde sizi de kimse anlamıyorsa,tüm yaralarınızı ancak O'nun saracağına inanıyorsanız, cânınıza tek cânan O'ysa, tende cânım canda cânânım diyorsanız, huzuruna gitmek için tutuşuyorsanız, yanında can arkadaşları sahabe efendilerimizle beraber yeşil kubbe altında olduklarını bilip O'nları görebilmek için her şeyden geçiyorsanız, buyrun aşkla bir kez bu ilahiyi yeniden dinleyin bağımlılık yapıyor yapayalnız karanlık gecelerde.



Yapayalnız gecelerde anlamazki beni kimse
Olacak sensin tek çare dertlerime gül Ahmedim

Gül Ahmedim Gül Ahmedim canda cânân Muhamed'im
Kurban olsun canım tenim gözlerine gül Ahmedim

İşte şuramdaki yara ah ne yapsam ne yapsam
Senden başka yok ki saran kollarına Gül Ahmedim.

Geldim huzuruna senin işte sağında EbuBekrin
Eridi bitti ömerin yollarına Gül Ahmedim

|
6

İmam Bûsirî Kasîde-i Bürde (Kaside-i Muhammediyye)

Yazar: on 01:06 in , ,


Hepimizin bildiği gibi Efendimiz'e (sav) yazılan birçok kaside var. Bu kaside ikinci Kaside-i Bürde'dir. İlk kaside-i bürde Ka'b bin Züheyr'e aittir. Ki onunda yeri bambaşkadır gerçekten. Bu kasideninde kaside-i bürde olarak adlandırılmasının hikayesini aşağıda alıntıladım. Ve bu kasideyi İbrahim Aydemir'in sesinden ilk dinlediğim andan itibaren sanırım milyonuncu kez tekrar tekrar dinledim. Hani biz yazmayı seven blogcular, yazıcılar içimizde tutamıyoruz hiçbir şeyi her şeyimizi yazıyor, anlatıyoruz. Sevgimizi, sevdiklerimizi, nefretimizi, yaptıklarımızı, deli dolu neşeli hallermizi, kısacası beş duygumuz altı hissimizi yazıyoruz. İçine sığmaz bazen hisleri insanın, kaleminden okyanus fışkıracak gibi olur, içinin hızına kalemi yetişmez de duyguları eksik kalacak sanır. İşte herhangi bir şeyi biz anlatırken böyle oluyorsak, bazen şiir gibi cümleler kuruyorsak, bu kasidelerin nasıl yazıldığını azda olsa anlamalıyız. Düşünün ki birileri O'nu görüyor, hissediyor ve yazıyor. Sonra bunlar seslendiriliyor ve biz dinleyip mübtela oluyoruz. Biz dinlediğimize mübtela olurken acaba yazanların hisleri nasıldır düşünmek kolay, hissetmek zor. Lâkin hissettiklerimiz de azımsanmayacak kadar büyük bizim için çünkü övgü O'na, çünkü anlatılan O... Söz konusu Sultân-ı Levlak Efendimiz olunca bu ufacık kalplerimiz bile dile gelip en güzel hisleri yaşayabiliyor değil mi? Biz rüyada görmedik ama nacizene sevdiğimizi ona söyleyecek üç beş kelimeyi bir araya getirdik bazen. Bazen söz de söyleyemedik sadece selam ettik. Böyle kasideler yazamadık ama gönülden sevdik. Bu kasideleri okuyup dinledikçe bir daha bir daha sevdik. Cânımıza cânân Efendimiz'e yazılan bu kasidenin bir kısmını İbrahim abimizden dinlerken umarım kalbinizde O'nun sevgisinin hazzını bir kez daha yaşarsınız. İmam Bûsirî ne kadar hissederek yazdıysa o da o kadar hissederek okumuş diye düşünüyorum. Çünkü beni gerçekten o kadar etkiledi. Rabbim her birimizi Kevser başında O'nunla beraber eylesin...



Büyük bir şair ve edib olan Muhammed İbn Said el-Busirî Hazretleri

(ö: 1295m./İskenderiye) bir gün evine giderken, yaşlı bir zat önüne çıkarak sorar:

- Ey Busirî! Bu gece Rasulullah’ı rüyanda gördün mü?

- Hayır, görmedim.

İhtiyar, başka bir şey demeden uzaklaşır. Busirî’nin gönlünde ise, o andan itibaren müthiş bir şekilde Peygamber aşkı ve muhabbeti yerleşir.İşte o gece rüyasında Rasul-i Ekrem (A.S.)’i görür.

Uyanınca, içinin neşe ve huzurla dolup taştığını fark eder. Bunun üzerine Rasulullah’ı metheden birçok kaside yazar.

Bir zaman sonra, şairin vücudunun yarısı felç olur. Artık yürümekten acizdir. Nihayet, Peygamber’e olan sevgisini dile getirdiği 161 beyitlik muhteşem kasidesini yazarak, bunun hürmetine Yüce Allah’tan şifa diler.

Kaside-i Bürde adıyla meşhur bu şiiri bitirdiği gece, Peygamber Aleyhisselâm’ı rüyasında görür ve kasidesini huzurunda okur. Allah Rasulü bundan memnun kalarak, mübarek elleriyle Busirî’nin felçli azalarını sıvazlar, bürdesini (hırka-i şerifini) de ona giydiriverir.

Busirî Hazretleri uyanınca, hastalıktan şifa bulduğunu görür ve hayretle Allah’a şükreder.Sabah dışarı çıkınca, karşılaştığı dostu şeyh Ebu’r-Reca der ki:

- Ey Busirî! Peygamber Aleyhisselâm’ı methettiğin Kasideyi bana getiriver! Dün yazdığı kasideyi henüz kimseye göstermemiş olan Busirî sorar:

- Bende kaside çok. Hangisini istersin?

- Rasulullah’ın huzurunda okuduğun kaside! Dün gece onu Peygamber’in huzurunda okurken duydum ve O’nun da bundan çok memnun olduğunu gördüm!.

|
5

Göksel Baktagir ~ Naz

Yazar: i can... but i won't on 17:24 in
Değerli bir insanın tavsiyesi üzerine keşfettiğim ve dinlemeye doyamadığım eserlerden biri. Mest olacaksınız… :)




kendimizi bu güzel esere bırakıyor ve dinlerken kocaman bir fincan sütlü kahve içiyoruz :)

|

Copyright © 2009 lâ-illâ All rights reserved. Theme by Laptop Geek. | Bloggerized by FalconHive.