Kur'an Meâli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kur'an Meâli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8

"Kalem Suresi"

Yazar: on 21:12 in ,


1-2. Nûn. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin.
3. Şüphesiz sana tükenmez bir mükâfat vardır.
4. Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.
5-6. Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
7. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir.
8. O hâlde yalanlayanlara boyun eğme.
9. İstediler ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar.
10-11-12-13-14. Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.

15. Âyetlerimiz kendisine okunduğu zaman, Öncekilerin masalları! der.
16. Yakında biz onun burnunu damgalayacağız.
17. Şüphesiz biz, vaktiyle bahçe sahiplerine belâ verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkârcılara) da belâ verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi.
18. (Bunu tasarlarken) istisna da yapmıyorlardı. (İnşaallah demiyorlardı.)
19. Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı.
20. Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü.
21-22. Derken, sabahleyin birbirlerine, Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin diye seslendiler.
23-24. Bunun üzerine, Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın diye fısıldaşarak yola koyuldular.
25. (Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği hâlde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.
26. Fakat bahçeyi o hâlde gördüklerinde, Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız! dediler.
27. (Gerçeği anlayınca da), Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız! dediler.
28. Onların en akl-ı selim sahibi olanı, Ben size Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim? dedi.
29. Onlar, Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz dediler.
30. Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.
31. Şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!
32. Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız.
33. İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi!
34. Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naîm cennetleri vardır.
35. Biz müslümanları suçlular gibi kılar mıyız?
36. Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
37. Yoksa size ait bir kitabınız var da (bu batıl hükümleri) ondan mı okuyorsunuz?
38. Onda, Seçip beğendiğiniz her şey mutlaka sizindir (diye mi yazılı?)
39. Yahut bizden, her ne hükmederseniz mutlaka öyle olacağına dair Kıyamete kadar sürecek kesin sözler mi aldınız?
40. Sor onlara: Onların hangisi bu (iddianın doğruluğu)na kefildir?
41. Yoksa onların ortakları mı var? Doğru söyleyenler iseler, haydi getirsinler ortaklarını!
42-43. Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kâfirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir hâlde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Hâlbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar (ve buna yanaşmıyorlar)dı.
44. (Ey Muhammed!) Bu sözü (Kur'an-ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helâka yaklaştıracağız.
45. Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır.
46. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir?
47. Yahut gayb (Levh-i Mahfuz) kendi yanlarında da onlar mı (bundan aktarıp) yazıyorlar?
48. Sen, Rabbinin hükmüne sabret. Balık sahibi (Yûnus) gibi olma. Hani o, (balığın karnında) kederli bir hâlde Rabbine yakarmıştı.
49. Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka kınanmış bir hâlde ıssız bir yere atılacaktı.
50. (Fakat böyle olmadı.) Rabbi onu (peygamber olarak) seçti ve salih kimselerden kıldı.
51. Şüphesiz inkâr edenler Zikri (Kur'an-ı) duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler. (Senin için,) "Hiç şüphe yok o bir delidir" diyorlar.
52. Hâlbuki o (Kur'an), âlemler için ancak bir öğüttür. 

Yazıcı: Kendimi hasta, yorgun ve yaşlı hissediyorum bugünlerde. Ameliyatla bademciklerimi aldırmam gerektiğini öğrendim bugün. (Ameliyat olabileceğim en erken tarihse temmuz dersler okul kpss dertleri yüzünden) Üstelik hastayım diye yanlış teşhis yüzünden 3 tane de penesilin yedim gereksiz yere. Annem bişi olmaz iyi gelir dedi ilginç bi yaklaşım :D :)) Sonra insanlar! bu zaten benim için en büyük dert. O insancıklar arasında kendimi yalnız hissediyorum işte. Ve çok yalnız çok çaresiz olduğumu düşündüğüm zamanlarda umre fotoğraflarıma bakarım zaten Hacc zamanı da geldi ya bir Ramazan'da bir Hacc zamanında içime ciğerime bir ateş düşüyor. Yine o ateş düştü. Geçen gün rüyamda görmüştüm. Anımsamaya çalışıyorum kokusunu içime çekmiştim hissetmeye çalışıyorum olmuyor. İşte fotoğrafarı gezerken eskiden indirdiğim kuran parçalarından dinlemeye başladım. Uzun zamandır dinleyemiyordum. Müthiş bir şekilde maneviyatım çökmüş farkettim. Nasıl düzelteceğimi ise bilmiyorum. Fazlaca dünyaya dalmış gitmişim... Bir an bu videoya gitti elim çok sevdiğim bir ses kim olduğunu bilmiyorum uzunca bir zaman önce tevafuken indirmiştim. Bir namaz sahnesi hangi ülke hangi şehir bilmiyorum. Teravih namazına benziyor. Hepsinden ötesi ise o fevkalade ses. Arapların Kur'an okuyuşları hep daha içten daha sakin ve huzur dolu geliyor bana. Arap hayranlığım var! inkar etmiyorum bizi arkamızdan vursalarda ben arkamı dönemiyorum. Sizin de beğeneceğinizi düşünüyorum bu sesi. İyi dinlemeler. Mealede en azından bir göz gezdirirsiniz diye düşündüm bu bile yeter yani :) Hiç meal okumuyoruz aslında hata ediyoruz! Meal diyanetten alıntıdır. Ki bazı ayetlerde şu son yazımda bahsettiğim dergiyede cevap niteliğinde!

Sonuç olarak benim ruhuma çok iyi gelen bu sesi herkese duyurmak istedim. Benim gibi bir sürü insan var biliyorum. Hepimize iyi gelsin inşaAllah. Onu sözü nasıl iyi gelmesin zaten değil mi?
Emanet Allah'a.
Esselam u Aleykum.

|
5

Üşümek mi?

Yazar: on 00:20 in ,

Üşümek mi? İnsanın içinde güneş yanarken üşümek mi? 
  çalıkuşu
               Henüz bahar tam mânasıyla yüzünü göstermiş olmasa da baharın gelişi insanın içinde güneşler açtırıp içini ısıtmıyor değil :) Hele ki bu bahar günleri tatlı telâşların yaşandığı günlere denk geldi ise. Ben okulu bitirme telâşında; mezuniyetti, baloydu, tezdi uğraşırken, evlerde bahar temizlikleri başlamış, güneşin açtığını gören çocuklar bakkallara dondurma almaya koşmuş, haftasonları pikniklere gidilmeye başlanmış bile :) Az kaldı ben de yakında bu kervâna katılacağım inşaAllah. 
               Bu papatyaları buz gibi bir günde sabahın erken saatlerinde görmüştüm. Bahar yeni gelmişti aslında henüz mart ayının başıydı. Güneşin kendini yeni gösterdiği saatlerde bu müptekulâde görüntüyü veren papatyalara kayıtsız kalmak nâ mümkündü benim için :) Karşıda deniz kendini gösteriyor, ben biraz tepe olan bir yerdeyim ve bu papatyalar uzaktan denize bakıyorlar. Ben üşüyorum aslında çünkü hava cidden soğuk. Ama bu güneş insanın içinde yanarken üşümek mi? Aslında insanın içinde asıl güneşler yaktıran bu görüntü ve o anki tefekkür hâlidir. Rabbim ne güzel yaratmış değil mi demekten alamıyor insan kendisini. 

                Rahmân Suresi'nin 10-13. âyetleri'nde Yüce Rabbim buyuruyor ya:
10. (Allah) yeryüzünü canlılar için yayıp döşedi 
11.12. Orada meyve(ler) ve salkımlarla dolu hurma ağaçları, yapraklı tâneler ve hoş kokulu bitkiler vardır.
13. O hâlde (Ey insanlar ve cinler!) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?


                Açıkça ayette belirtilen yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler bu papatyalarda görebiliriz galiba. Şu papatyaları ve şu âyetleri gören hangi göz inkar edebilir! diye düşünmekten kendimi alamıyorum. (Kalpleri katılaşanlar geliyor aklıma susuyorum) Şükür ki bu nîmetleri ve gördüklerimizi yalanlayanlardan değiliz! Rabbim bir ömür tefekkür üzere yaşamayı nasîb etsin. Amîn ve ecmaîn...


 

|
4

Belh'in Köpekleri ve Sabır Üzerine Bir Kaç Not

Yazar: on 21:59 in , ,

Bir gün Şakîk-i Belhî Hazretleri İbrahim Edhem Hazretlerine uğrar.
- Ey İbrahim! Geçimini temin hususunda ne yapıyorsun? diye sordu.
İbrahim Edhem:
- Bulursam yerim, bulamazsam sabrederim, diye cevap verdi.
Şakîk-i Belhî:
- Bizim Belh köpekleri de senin gibi yaparlar.
İbrahim Edhem:
- Ya sen nasıl yaparsın?
Şakîk-i Belhî:
- Benim elime geçerse îsar (başkalarını nefsime tercih) ederim, eğer elime geçmezse şükrederim.
İbrahim Edhem kalktı, Şakîk-i Belhî'yi başından öptü ve "Üstâdımsın" dedi.


Sabır deyince hemen aklımıza Bakara Suresi'nin 153. âyet-i kerîmesi geliyor olmalıdır. Âyette eksik hatırlama tehlikeli bir durum olduğu için olduğu gibi Türkçe'sini yazıp ardından Feyz'ül-Furkân'dan mealini yazmak istiyorum.
Âyet şöyle ki: "Ey imân edenler! Sabır ve namaz/dua ile (Allah'tan) yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.
Feyzü'l-Furkân'da da bu ayetin açıklaması şöyledir: "Âyet-i kerîmede geçen sabır ve namaz, karşılaşılacak güçlüklerin çözülmesi için Allahu Teâlâ'nın yardımını sağlayacak bir vesiledir. Sabır; cesaret, zorluklara göğüs germek, direnmek anlamında da ahlâkî bir disiplindir. Namaz; gönlünde Allah sevgisi olan, O'na saygı duyan ve O'nun huzuruna çıkacağına inanan kimsenin imân ve itaatinin bir göstergesi, dinin direği ve kulu Allah'a yaklaştıran bir ibâdettir."

Bir de konu sabırdan açılmışken önceki gün Semerkand Tv de sabah yayınlanan Hanımlar Buyrun programında -çok acelem olduğu halde hikaye bitmeden ayrılamadım tv başından- bir bayanın anlattığı, bir hikâyeye denk geldim tevâfuken bu hikâyeciği de anlatmak istiyorum.
"Anlatan bayan yine bir bayanın başına gelen bir olaydan bahsediyordu. Yetim bir kız bir vesile ile biriyle evlendiriliyor. Gelin gittiği evde kayınvalidesi ile beraber yaşıyor. Kızın bir annesi bir de ablası var. Kayınvalidesinin kıza etmediği eziyet kalmıyor malesef. Öyle ki annesi veya ablası aradığında banyoda, burada değil gibi cevaplarla kız yanında olduğu halde kızı ailesi ile görüştürmüyor. Evden çıkmasına zaten müsaae edilmiyor. Ancak hastalık gibi mühim bir durumda dışarı çıkan kız, yaşadıklarını anlatırken bir evden çıkışı ile diğer çıkışında mevsimin değiştiğini, en son çıktığında kışken tekrar çıktığında baharın geldiğini gördüğünü, camdan bakmasının bile yasak olduğunu söylüyor. Bunca olaya sessiz kalamayan -tv de olayı anlatan- bayan ve kızın ablası artık dayanamayıp kızın boşanması isterler. Kız ise bunu istemez çocuğu da vardır çünkü artık. Sonra o gece kızın ablası bir rüya görür. Rüyasında bir kapı önünde o bayanla beklemektedirler. Kadınlar içeri girmek isterler ancak birileri engel olur. Artık çok merak ettikleri için ısrarla sorarlar içeride ne var kim var diye. İçeride o kız Efendimiz(sav) ile oturmaktadır. Ve o bayanlar içeri neden alınmadıklarını sorduklarında onlara siz sabredenlerden olmadınız cevabı verilir. Abla rüyasından uyanınca kardeşini arar rüyasını anlatır ve boşanmamasını ister."

Yazıcıdan notlar: Bu aralar sabır konusunu anlatmam gerekti galiba kendime. Çünkü bir gün boyunca üst üste "sabır" üzerine yazılar ve anlatılara denk geldim. Üstelik sabırsızlık ettiğim bir gündü sanırım :) 
İlk kıssa "Kalemdârın Not Defteri" adlı kitaptan alıntıdır. Kitabı elime aldığımda vira Bismillah deyip nasîbe bir sayfa açtım, ve bu kıssa geldi. İlk okuyuşta idrâk etmesi biraz zor. Çünkü insanın kendini köpek yurduna koyması biraz zor, belki onlardan da aşağı olduğunu düşünmesi daha da zor. Ama bir yerde öyle değil miyiz? Ben kendi nefsime en basiti acıkınca sabredemiyorsam acele edip belki en önemli şeyleri bile ihmal edebiliyorsam, o zaman ne farkım kaldı o mahluklardan? Ne acı böyle olmak! Halbuki ah biraz isâr edebilsek, bir lokmanın hepsini verecek kadar olmasa da yarısını verecek kadar infâk edebilsek. Eskiden, iyi ama nasıl nereye vereceğiz diye düşünüyordum, hani komşumuzun halini bilmiyoruz, çevremizde de yok galiba öyle insanlar filan derdim. Sonra gördüm ki o kadar çok el var ki senin elinden alıp bunu görmeyip başka ellere ulaştırabilecek. Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek ya onlarda senin elini görmüyorlar. Yani ki alan el ile veren el arasında köprü olacak. O zaman bir lokma yerken arada bir de olsa Belh'in köpekleri aklımıza gelirse, belki hayır çeşmesi olan kumbaralarımıza yediğimizin sadakasını atabiliriz. (Evde her zaman bir kumbara bulundurup birikenlerle sadaka vermek bir çok belâyı def eder inanın. Ki her yediğimiz yaptığımız lüks için bir kaç lirada o kumbaraya atmak belki lükslerimizden vaz geçmemiz için de bir vesile olabilir.)

İlk kitabım dün Sevgili Dost'tan hediye olarak geldiği gibi, ikinci kitabım yani Feyzü'l Furkân'da ablasından hediye geldi :) Paylaşmayı seviyoruz ya hemen faydalanmak istedim (: Neyse konuyu dağıtmayım :) Mealde de Hasan Tahsin Hoca meâli gerçekten çok güzel yapmış. Genellikle bizim aklımızda âyetin "Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir" kısmı kalıyor. Ama aslında âyetin bütünündeki anlam muhteşemdir. Çünkü sadece sabır yetmiyor sabır namazsız, namaz da sabırsız olmuyor sanki değil mi? Efendimiz (sav) Mirac'a sabırla çıktı. Öyleyse mü'minin miracı namaz sabırsız olmaz. Peki namazda sabır nasıl olur. -Bu tamamen beni zannımdır- Namazda sabır ise sebât edip namaza devam etmekle olacaktır diye düşünüyorum.

Son olarak paylaştığım olay ise tamamen gerçektir ve ibretliktir. En azından ben dinlediğim de ciddi anlamda çok etkilendim. Sonra sabır üzerine biraz düşündüğümde çevreme günlük hayata baktığımda "sabırsızlıklarımın ve sabırsızlıkları" son safha olduğunu gördüm. Yemek gecikti diye sinirlenen baba, otobüs gelmedi diye içinden saymaya başlayan genç (bu ben oluyorum :)), reklam bitti diye tepinmeye başlayan çocuk, arkadaşı ile buluşacak olan gencin bekletildiği için triplere girmesi (buda ben :) vs vs gibi bir çok örnek çıktı karşıma en basit sabırsızlık örnekleri olarak. Bunların hepsi benim çevremde gözlemlediğim sabırsızlıklar. Bunlarda ne var diyebilirsiniz evet bunlar küçük şeyler. Büyük meselelerde sabretmemiz gerektiğini farkedebiliyoruz bazen ama bu küçük şeyleri önemsemeyip asıl kaybı yaşıyoruz. Beklemek sünnettir mesela, ama bekletince hemen küplere binip karşımızdakini kırıyoruz. Ne büyük kayıp değil mi? "Her şeyde bir hayır vardır" düstûrunu tam olarak benimseyemediğimizin apaçık göstergesidir bu. 

Velhasıl kelâm, sabra sabredip, küçükleri birbirine ekleyip, büyük sabrılara ulaşmaya bakmak lazım geliyor galiba. "Nimete şükretmek, isâr etmek, infâk etmek kısacası ehl-i sünnet yaşamak" insanı sabra ve sabrın mükafatlarına götürecek en güzel yoldur. Ve son olarak yine bir âyeti kerîme'nin içinde geçen ve Efendimiz'in (s.a.v) Hz. Ebû Bekr Efendimiz'e (r.a) söylediği bir sözle bitirmek istiyorum. "Lâ Tahzen! İnallahe meana" yani "Üzülme! Allah bizimledir" Efendimiz (sav) kim bilir hangi sabrı tüketen ama sabredilmesi gereken bir durum için söylemişti bunu. Onların yaşadıklarının yanında bizimkiler bir "hiç" değil mi? İşte Efendimiz'in bu sözünü de kendimize sabredeceğimiz durumlarda önder eylersek, aşamayacağımız güçlük kalmayacaktır...

Minicik bir dipnot: Yazım biraz uzun oldu galiba umarım sıkmamışımdır, ama mühim bir konu olduğunu düşünüyorum :) Bir de bunun üzerine hâlâ sıkılmamışsanız Lâ Tahzen adlı yazıyı okursanız ikisi bir arada daha da bir etkili olacaktır. 

Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh.
Emanet yalnızca Allah'a...

|
4

Hamd Olsun!

Yazar: i can... but i won't on 17:08 in

Ya Rabbî, Sana her ne için yalvardıysam, asla mahrum kalmadım.
| Meryem, 4

|
1

Kendimizi Düzeltelim

Yazar: i can... but i won't on 17:04 in

Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız yoldan sapan kimse size zarar veremez.
|
Maide, 105

|

Copyright © 2009 lâ-illâ All rights reserved. Theme by Laptop Geek. | Bloggerized by FalconHive.