Kitaplar'ım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitaplar'ım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
0

Masumiyet Olarak 'Aşk'

Yazar: i can... but i won't on 00:14 in ,

Eylül'le anılan bir aşkın gideceği yer tükenişten başka neresidir? Suad ile Necib'in, birbirine ancak alıkonulmuş bir eldiven tekiyle ifşa edebildikleri ‘yasak aşk'ları, masumiyetini belki de ruhların müellifi, kalplerin merhemi musikiye borçluydu. ‘İnsafsız rüzgâr’, ‘muannid yağmur’ yalnız o güzel yazın ertesindeki ayın değil, onların ruhundaki çöküşün de adıydı. O aşk ki belki bir yangında kavrulursa tamama ererdi. İkisi aynı ateşte yandılar, zaten bir kere yanmışlardı!


Mehmet Rauf’un en önemli eseri olan Eylül; zamanının ilk psikolojik romanı olarak kabul edilir. İlk defa 1900–1901 yılları arasında Servet-i Fünun dergisinde tefrika edilen Eylül’ün kitap halinde ilk baskısı 1901 yılında yapılmıştır.

Eylül, Türk Edebiyatı’nda aşkı en iyi anlatan romanlardan biri. Kitap, psikolojik bir roman olup, ruhsal çözümlemelerde çok başarılı bir çalışma sergilemiştir. İnsanların ruh hallerini çok iyi bir şekilde okuyucuya aktarmaktadır.

Necib ile Suat’ın yasak aşkı, Suat’ın kocası Süreyya ile ilişkisine, aşkına dair detaylı ve derinlikli sorgusu Eylül’e ilk psikolojik roman denmesinin haklılığını gösteriyor. Gerçi eserde Süreyya karakteri biraz daha yüzeysel anlatılmış, daha çok Suat ve Necib'in ruh hâlleri, hisleri, içlerinde kopan fırtınalara yer verilmiş. Ve tüm bunlar öyle derin, öyle güzel anlatılmış ki okurken hayran kalmamak elde değil :)

Eylül, Mehmet Rauf’un kaleminden yüz yıl öncesinin aşklarını anlatıyor bize. Yüz yıl öncesinin aşkları ile günümüz aşkları arasındaki farkları da görebiliyoruz okurken. Öyle ki yüz yıl öncesinin naif aşkları, o bakışlarla yetinilen, küçük tesadüflerle mutlu olunan birliktelikleri garip bir biçimde buruyor içimizi. Belki geçmişe dönmek, o masum aşklardan birinin başkarakteri olmak, belki Mehmet Rauf tarafından bir roman kişisine dönüştürülmek istiyoruz.


Kitabı okurken, eski İstanbul’un perspektifine, o dönemin kıyafetlerine, yalılarda hüküm süren aile hayatının tüm ayrıntılarına ve en önemlisi de samimi ve sıcak duygulara tanık oluyorsunuz.
Günümüzde bu tür duyguların hemen hemen hiç yaşanmadığını varsayarsak hatta varsaymaktan öte, bunu kanıtlayan birçok olaya, kişiye, duruma artık tepki vermediğimizi biliyorsak, roman bize gerçek bir aşkın ne olduğunu çok iyi anlatacaktır…

“ Eylül! Öyle bir ay ki, geçen her güzel günü için ona minnettar olmak gerekliydi. Eylül esef ve özlem ayıdır, içine birkaç günlük kış hücumundan acı düştüğü için, insan o güzel havaların, devamlı yazın artık geçtiğini anlayıp esef eder ve özlem çeker.
(…) Kalabalık içinde yalnız yaşamak, kalabalık içinde gezip beraber bir köşeye kaçmak, işte asıl zevk budur. İnsan kalpleri, birbirine bağlılığın ne demek olduğunu o zaman anlar. Ben seni ne kadar sevdiğimi başka kadınları gördüğüm zaman anlıyorum. ”

Mutlaka okunması gereken bir eser olduğunu söylersem abartmış olmam sanırım :) Kapanışı belki de bu cümlelerle yapmam en doğrusu olacak.

O aşk ki belki bir yangında kavrulursa tamama ererdi. İkisi aynı ateşte yandılar, zaten bir kere yanmışlardı!


|
0

"Erenler bu yol da Ermiş"

Yazar: on 23:47 in


Kitap daha öncede iki kez iki farklı çevirmen tarafından çeviri yapılmış ancak İlyas Aslan’ın çevirisi çok farklı. Derin fırtınalarda fırtınaya değil kıyıya ulaşmak için küreğe sarılanlardansanız mutlaka okuyun. Her sayfada biraz daha şaşırtan ve müptela edecek kadar derin anlamlar taşıyan bir kitap. Üstelik nasıl bir kitaptır ki insanın hayatına dahi yön verir… Kitap üzerine yaptığım ilk yorumdu bu cümleler. Okuduğunuz her safya o an etkisi altına alıyor sizi sonrası yok belki, çünkü unutuluyor. Tüm satırlar altı çizilecek kadar ince cümlelerle, derin anlamlarla bezenmiş.   Bu kitap da o unutulmak için okunan muhteşem kitaplardan yani. Ama kazandıklarımız ömürlük 4 büyük dinin özü anlatılıyor derin bir felsefeyle. Yani iş bu “öz”de bitiyor. Sözü uzatmadan kitap arkası yazıya geçmek istiyorum.


Yaşamının büyük bölümünü Amerika’da geçirmiş Lübnan asıllı felsefe yazarı, romancı, şair ve ressam Halil Cibran’ın başyapıtı. Dünyanın dört bir yanındaki binlerce okuyucu için küçük bir İncil haline gelecek kadar çok okunan ve Amerika’da İncil’den sonra en çok satan kitap olan bu yapıt Amerikan başkanlarının ve generallerin dahi baş ucu kitabı olmuştur. Kimilerine göre şiir, kimilerine göre ise “bilgelik kitabı”dır. Okuyucu bu kitapta hem gücü hem de saflığı bulmuş ve Cibran’ın dizelerine uymuştur: “Aşk size işmar ettiğinde izleyin onu…/Ve sizinle konuştuğunda da inanın ona”
İlyas Arslan, Ermiş’i Türkçe’deki kutsal kitap çevirilerine aşina olanların yabancılık çekmeyeceği bir tarzda Türkçeleştirdi. Cibran’ın kaynak dildeki metinde üslup ve kelime düzeyinde yaptığına Türkçede de vefa gösterdi. Sonuçta Ermiş’i dört yılda tamamlayan bir kelime nakkaşı olan Cibran’ın gayreti boşa gitmedi.
“Size bir de denildi ki hayat karanlıktır diye ve sizler bezginliğinizde tekrar edegeldiniz, bir bezgin tarafından ne söylenmişse. Ve ben derim ki hayat, sahiden karanlıktır, insiyak olduğu zaman başka. Ve her insiyak kördür, bilgi olduğu zaman başka. Ve her bilgi beyhudedir, çalışma olduğu zaman başka. Ve her çalışma nafiledir, aşk olduğu zaman başka. Ve her ne zaman aşkla çalışırsanız kendinizi kendinize raptedersiniz ve ötekine ve Allah’a.”

|
0

Çalıkuşu'na ithafen

Yazar: on 00:28 in
Üşümek mi? İnsanın içinde güneş yanarken üşümek mi? 
 sy.260
--------------------------------------------------------------------------------

Sevda, çocuk gözlerinden uyku gibi akar... 
sy.434

Kendine bile itiraf edemezken, nefret derken,
Yüzüne vurdular sevdan gözlerinden akıyor diye,
Feride sevdan gözlerinde bir çocuk gibiydi..
Bugün gözlerime bakmak ihtiyacı duydum...


--------------------------------------------------------------------------------

Bütün olan, geçen şeylere rağmen, sen yine bir parça benimdin; ben bütün ruhumla senin... 
 sy.480

Sen yine pir parça benimdin, ben çok parça senin..
Ben bütün ruhumla senin..
Çok tanıdık cümlelerdi bunlar..
Gecenin sonuna nokta gibi değdi dün
ve rüyalarıma girdi..
Nasıl yıllar öncesinden bu güne dokundun Feride..
Bugün sana bir mektup yazdım, içimi belkide sana döktüm..
İçimde fırtınalar koparan bu cümleye dair cümleler uzun
Fakat bahsetmeyeceğim hiç birinden.
Beis yok içim alışık, içim boş..
Gözlerim boş en kötüsü..
Gözlerim...


--------------------------------------------------------------------------------




|

Copyright © 2009 lâ-illâ All rights reserved. Theme by Laptop Geek. | Bloggerized by FalconHive.