13

Vanilya Club Aralık Ayı Kutusu

Yazar: on 13:58

Vanilya Club kutusunu ilk olarak Sevgili Meyye'nin blogunda rastlamıştım ve gelen ürünlerini görünce kesinlikle üye olmam gerektiğine inanıp kasım ayı başında üye olmuştum. Ancak kasım ayı kutusuna yetişememiştim. Aralık ayı kutusu ise 7 aralıkta elime ulaştı. Zaten her kutunun ay başında hazırlanıp gönderildiğini söylemişlerdi. Kutuyu görünce bayıldım ben gerçekten kutusuna bile değer 15 tl öyle basit bir kutuda gelmedi yani :) Sonra bir heyecanla içini açtım aşağıda görüldüğü gibi. 



İçerisinden toplamda 7 ürün çıktı. Ürünleri genel olarak sıralayacak olursak.

Nuxe Paris Huile Prodigieuse OR
L'Occiante Verbana El Kremi
Jane İredale Just Kissed Lip Plumper
Jane İredale Pure Pressed Base SPF 20
Fruttini Meyveli Duş Jeli
Alessandro Stiletto Bacak Parfümü
Alessandro Nail Spa Honey Cuti-Remover

Gelelim Türkçe meallerine :))))



Nuxe Çok amaçlı kuru bakım yağı gerçekten kutunun en iyi ürünüydü. Bu yağa özel bir yazı yazacağım için burada anlatmak istemiyorum özelliklerini :)

Alessandro tırnak etini nazikçe gidermenize yardımcı bakım yağı ise ben pek tırnak etlerimle ilgilenmediğim için bana uygun olmadı ama ileride kullanabilirim belki.


Jane Iredela pudra gerçekten çok güzel bir kapatıcı. Pudra kullanmıyordum eskiden ama artık kullanıyorum. Yüzde kesinlikle abes durmuyor ve gayette güzel kapatıyor. İkinci favori ürünüm.

Jane Iredale ruj ise rengi ile bir problemim yok dudakta kötü durmuyor amaaaa inanılmaz yakıyor dudakları dayanamadım sildim direk sürdükten sonra hiç beğenmedim yani.



Solda gördüğünüz çantadan ufak bir parfüm çıkıyor. Ayak ve bacak parfümü imiş. Bana göre fazla lüx :D ben sadece boynuma parfüm sıkmayı seviyorum parfümle yıkanmaya gerek yok diye dşünüyorum :)

Son olarakta L'Occiante krem, limon gibi kokuyor. Hoş bir krem yalnız bana çok nemlendirici gelmedi. Sürdükten sonra ellerimi kremlemişim gibi hissetmiyorum. Ama doğal ürünler kullanıldığı için güzel bir krem ve kullanır bir ürün olmuş.


Bir çok kişi çoktan yayınladı aralık ayı kutusunu ben nerdeyse ocak kutusuyla birleştirdim :D ama çok hastaydum kutu geldiğinde sonra da sınavlarım vardı. Çok yoğun ve stresli bir hafta bitti bu hafta da tekrar KPSS ye odaklanmaya çalışıyorum. Bu boş günümde blogumu boş geçmemek adına bunları paylaşmak istedim :) Son olarakta sizlere acaba hala 15 tl iken son kez vanilya kutumu istemeliyim yoksa Lilakutuya mı terfi etmeliyim? :) (Vanilya Club artık 35 tl ve 35 tl yi haketmeyen bir kutu eğer kutu almak isteyen olursa mutlaka lilakutuya bir baksın)

|
5

"Tanıkların Dilinden Srebrenitsa"

Yazar: on 16:30

“Dünya bu katliama seyirci kaldı!”

(Hatice Mehmedoviç)




Bundan tam on iki yıl önce, 11 Temmuz 1995 yılında Srebrenitsa’da Sırpların gerçekleştirdiği katliamın en yakın tanıklarından olan Srebrenitsalı Anneler Derneği Başkanı Hatice Mehmedoviç’in, Potoçari Şehitliği’nde İHH ekibine anlattığı acı dolu hikayesi:
Ben Srebrenitsa’da yaşıyordum. Srebrenitsa zaten benim şehrim, burada doğdum. En güzel ve aynı zamanda en zor günlerimi burada geçirdim. Çocuklarım burada doğdu. İlk oğlum doğduğunda duyduğumuz sevinci kelimelerle anlatmak mümkün değil. Bunlar güzel günlerdi, ama Srebrenitsa’da daha sonra çok zor günler yaşadık. Benim için en zor günler ise bütün ailemi kaybettiğim günlerdir.
Zor günler, 1992 yılında savaşla birlikte başladı. “Çocuklarım, ailem, savaştan sağ çıkabilecek mi?” İşte bu soru aklımdan hiç gitmedi. Ancak ailemi kaybedeceğime hiç ihtimal vermiyordum; “Böyle bir şey olamaz.” diyordum hep kendi kendime. Çocuklarım zaten çok gençti ve biz kimseye hiçbir şey yapmamıştık. Srebrenitsa, 1993 yılında BM tarafından korunaklı bölge ilan edilmişti ama 1995 yılına kadar hemen her gün hayatını kaybeden insanlarımız oldu. Her gün… Bütün dünya bunu sadece seyretmekle yetiniyordu. Zaten kimsenin silahı yoktu. Şunu anladık ki dünya Sırplara bizi öldürmeleri için müsaade etmişti.


Buradaki dağların her birinde ölüm makineleri vardı ve Srebrenitsa çocukları her gün ölüyordu. Bir gün tek bir bomba atışıyla okul bahçesindeki 105 çocuk öldürüldü. Srebrenitsa’da yaşanan birçok şey halen bilinmiyor; yapılan daha birçok zulüm var ve bunlar yavaş yavaş ortaya çıkacak. Bundan emin olabilirsiniz.
Dünya şimdi 11 Temmuz Srebrenitsa Katliamı’nı konuşuyor. İşte o 11 Temmuz bizi tamamen mahvetti. Eşim ve çocuklarımla Kurtuluş Yolu’na çıkmıştık. Ama bunun son anlarımız olduğunu tabiî ki bilmiyorduk. Ondan sonra, bir daha hiç görüşmeyeceğimizden haberimiz yoktu. Ayrıldığımız yer Brestova Ravan’dı. Küçük oğlumun kolları beni sımsıkı sardı. Bana “Anneciğim lütfen git artık, bizi bırak.” derken beni daha da çok sıkıyordu; sarıldı, tekrar sarıldı. Bunu asla unutamam, kim olsa unutamaz. Zulüm konusunda insanın hangi dine inandığı bir önem ifade etmiyor. Kim olursa olsun insan bunu hak etmiyor. Özellikle çocuklar... Çocuk dünyanın en güzel şeyi. Çocuklar neşelidir, varlıklarında neşelendirir, yokluklarında ise bir o kadar hüzünle dolarsınız.

İki çocuğumu da o günden sonra göremedim. Onlar hakkındaki gerçeği hiçbir zaman öğrenemedim. Eşimi, iki kardeşimi ve dört kuzenimi de kaybettim. Sadece bir kardeşimin cesedini bulduk. İnşallah diğerininkini de buluruz. Ablamın oğullarından biri bulundu; ismi Mehmet’ti. Fakat diğer oğlu Muhammed’i hala arıyoruz.
Srebrenitsa, Boşnak halkına yapılan katliamın simgesidir. Zaten uluslararası örgütlerin bu konudaki başarısızlığı belli oldu. Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nin verdiği karardan hiç memnun değiliz ve bu kadar katliamdan sonra böyle bir kararın çıkması utanç verici. Sırbistan ve Karadağ’ın suçlu bulunmaması büyük bir adaletsizlik ve insan haklarının katlidir; bütün kurbanlarımıza yapılmış olan büyük bir hakarettir.
Lahey’in bu adaletsiz kararının ardından biz Srebrenitsa’ya özerklik verilmesini istiyoruz. Bunun yanı sıra Srebrenitsa’da katliama karışanların tamamına Merkez Adalet Mahkemesi’nin dava açmasını istiyoruz. Böylece insanlar kendi şehirlerine dönüp normal hayatlarına tekrar devam edebilirler.
Ben 2002 yılında Srebrenitsa’ya geri dönebildim ve gördüm ki burada bizi bekleyen başka sorunlar var. Mahallemde tek başıma yaşıyorum; komşularım yok, yani Boşnaklar, kendi insanımız yok. Şu anda isteyen her kişinin Srebrenitsa’ya dönme hakkı bulunuyor; ama bunun dışında dönen kişilere başka hiçbir hak tanınmıyor; bizlere hala kötü davranılıyor. Sosyal konularda hakkımız yok. Eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçlarımız karşılanmıyor. Bu nedenlerle Srebrenitsa’da bizim için hayat yok gibi bir şey. Bizim çok fazla talebimiz yok; sadece her insan gibi özgürlük ve haklarımızın iadesini istiyoruz.


Birçok kez Sırplar burada katliamların işlendiğini reddettiler; fakat buradaki binlerce mezar gerçeğin şahididir. Aslında maalesef bunlar da sadece bir başlangıç; çünkü bütün kurbanların cesetleri henüz bulunamadı. Bu sebeple mezarların arası, aynı aileden olan insanlar birlikte defnedilsin diye bilerek boş bırakıldı.
Bu gerçekten üzücü bir hikaye. Potoçari köyü ise başlı başına bir hikaye. Dünyanın herhangi bir yerinde bir gün içinde bu kadar kötülük işlenmiş midir acaba? Bu kurbanların tek suçu Müslüman Boşnak olmaları. Zaten aç, silahsız, barışsever insanlar kimseye kötü bir şey yapmazlardı. Şimdi 1042 çocuğun cesedini bulmaya çalışıyoruz. Sadece Mehmedoviç sülalesinden 242 insan kayıp. Müslümanlar olarak haklarımızın iadesi için daha ne kadar acı çekmemiz lazım? Tek istediğimiz, haklarımız. Çok şey mi istiyoruz? Müslüman olmak suç sanki. Ama ben Müslüman olduğum için gurur duyuyorum ve kimseye kin beslemek istemiyorum. Çünkü Allah bizden kin tutmamızı istemiyor. Allah’a inanan hiçbir insan bu kadar kötü bir şey yapmaz. Bence 1995’te BM ve Amerika, burada bir katliam yapılması için izin verdi. Çünkü onlar sadece bir kez “Dur!” deseler bu katliam olmayacaktı. Bu merciler insanlık tarihine kazınan bir katliama seyirci kaldılar. Tarihe bu şekilde yazıldılar. Geri dönen Srebrenitsa mağdurlarının yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve temel haklarının garanti altına alınması konusunda da sessiz kalarak aynı duyarsızlıklarını sürdürüyorlar. Biz hayatımızın normale dönmesi için haklarımızı istiyoruz, ki artık bizim için normal bir hayat olduğunu hiç sanmıyorum. Normalde insanlar akşam işlerinden ayrıldıktan sonra evlerine, çocuklarına koşarlar. Fakat bize düşen iş yerlerimizden mezarlara koşmak ama en azından bunu onurlu bir şekilde yapmamıza izin versinler.


İnsanlar oğullarından gelin, torun beklerken biz cenaze, tabut bekliyoruz. Senelerdir bizim sevincimiz, neşemiz kalmadı. Tek neşemiz, tek umudumuz, maalesef baba, oğul ve eşlerimizin cesetlerini bulmak. Üzücü ama öyle. Onları uzun süre dönerler umuduyla bekledik... Hep dönerler diye umutlar içinde. Ama artık tüm umutlar da tükendi. Artık tek umudumuz onların cesetlerini bir bütün içinde bulmaktır. Allah bunu nasip ederse, çok mutlu olurum.
Srebrenitsalı bir anne olarak, artık hayatımı çocuklarımın cesetlerini bulmaya adadım. Onları doğururken ne kadar sevindiğimi hatırlıyorum; Rabbime bu kadar güzel evlatları bana nasip ettiği için şükrederdim. Şimdi ise, onları bulmak ve hak ettikleri gibi toprağa vermek için dua ediyorum. Ve bütün insanlara sesleniyorum: “Srebrenitsa’dan kovulmamıza izin vermeyin! Bu topraklar bizim için kutsaldır; bu toprakları ziyaret etmemiz, bu topraklara bakmamız ve genç nesillere düzgün bir şekilde aktarmamız lazım. Buralar yalnız kalmasın.”

|
10

Laik Aşûre!

Yazar: on 14:12



|
2

Bir Yol O'na Varmıyorsa

Yazar: on 17:35 in ,


Sevgili Dost;

Eksik bilgi bizi yanlış adreslere götürür.
Arkadaşlıklar, dostluklar, ortaklıklar ve evlilikler hep bu yüzden biter. 
Kim bilir hayatımızda kaç kez; "nasıl da tanıyamamışım!"demiş, 
kaç kez ince buz tabakasına aldanıp üzerine yürüdüğümüz gölün soğuk sularında bulmuşuzdur kendimizi...
 
 
 
 
Evet o yollarında katiliydi bu cümle "Bir yol (dostluk, arkadaşlık, evlilik, ortaklık) Allah'a varmıyorsa o yol mutlaka biter". İşte zor bir günümde kurulmuştu bu cümle bana bir zamanlar dost dediğim birisi tarafından, ne yazık ki onun bittiğini söylediği dostluğum devam ederken bu cümleyi kuran insanla yollarımı ayırdım... Demek ki kurduğumuz tüm cümleler birgün gelir bizi bulurmuş! Ama üzülmemeli en azından benim açımdan bazen gitmeyide bilmeli "nasıl da tanıyamamışım" dediğimiz insanların yanından! Hem de öyle bir gidişle gitmeli ki asla dönüşü olmasın. Neden mi? Dönerseniz de tanıyamazsınız çünkü insan kendini bile zor tanıyan bir varlıktır. Ve asla bi daha yapmam diyenlere inanmayın, kimse unutmaz çünkü kendine yapılanı ama o size yaptığını unutur ve tekrar tekrar yapmaya devam eder. Dönüpte kırılmak neden o zaman değil mi? 
Ve buz tabakası kırılmıştır... Suyun altıda hiç fena değil aslında soğuk sadece ama insanı kendine getiren bir soğuk. -Bazı insanların namaza başlaması gibi!- Suyun üzerine çıkmakta zor değil güçlüdür insan değilse o dertle sınav olunmaz çünkü. Sınavdaysak kopya çekme hakkıda bize verilmişse dönüp bir bakalım güçlü insanlara. Sonra sudan çıkalım üzerimizi değiştirir gibi ıslak ve saçma düşünceleri atalım üzerimizden. Bu sayede o insancıkların fikirleride gitsin kafamızdan.-ki gider inanın çünkü yara geçer izi geçmez sadece- İnsan yalnız kalamaz ne de olsa elbette yeniden dostluklar, arkadaşlıklar, ortaklıklar başlar. Sonra onlarda biter, yenileri başlar. Hiçbir şey sonsuz değildir çünkü yalnız O'nun mutlak varlığından başka. O zaman vira Bismillah su yüzüne çıkmaya...

|
14

Sünger Bob "Familia" (Annelerinin Çocuklarına:)

Yazar: on 19:36 in
Sırf fotoğraf çekmeyi sevdiğim için mi yoksa çoks everek kullandığım için mi bu tatlı sevimli tuvalet kağıtlarını böyle anlatmaya kalkıyorum bilmiyorum :)) Hangi sebepten olursa olsun ben fotoğraf çekmeyi de yeni şeyler denemeyi de çok seviyorum. Çok uzun zaman oldu aslında bu tuvalet kağıdını kullanmaya başlayalı. Arkadaşım almıştı sordum direkk aa ne güzelmiş nerden aldın fln derken fiyatıda uygun olunca kendimi hemen markette buldum. Sonra birgün fotoğrafını çekmek geldi aklıma dedim çok tatlı bi şey bu annesinin kızı ya da oğlu olan herkes bunu kullanmalı :) Yaş ve cinsiyet ayrımı yapılmamalı :D ben pepenin tuvalet kağıdı çıksa daha mutlu olurum ama süngerbobu hiç izlemiş değilim :) Yine de eğlenceli deli dolu bir karakteri var eminim her ruloda değişik şekiller var onları gördükçe kopuyorum :))) Aslında yiğenlerimin kullanması gereken tuvalet kağıdını ben kullanıyorum bilmiyorum bu nasıl bir çelişkidir :D Size soruyorum sevgili okuyucularım siz olsanız 24 lüsünü 9 tl ye bulduğunuz sünger boblu tuvalet kağıdını almaz mıydınız? Ben Kayseri'deki Portakal marketten aldım bu fiyata ama oldu biraz zaman geçmiştir indirim zamanı :) Diğer bütün marketlerde de var bildiğim kadarıyla.



Sonuç olarak sevgili anneler siz çocuklarınızı sevindirmek istemez misiniz tatlı yarucuklarınızı :) yaş sınırlaması yapmadan sevindirin lütfen :D



|
6

Öğretmenler Günü

Yazar: on 19:01


Sevgili öğretmenlerim ve öğretmen adayı arkadaşlarım :) hepimiz öğretmenler günü kutlu mutlu olsun. Türkiye'nin geleceğini yetiştiren öğretmenlerimizi bir gün anmak ne kadar doğru bilmiyorum ama anmasakta olmaz :)  Allah bizlere de bir an önce hayırlı bir şekilde atanıp öğretmen olup hayırlı öğrenciler yetiştirmeyi nasip etsin. Öğrencilerime kavuşacağım günü sabırsızlıkla bekliyorum :))) 

Öğretmenlik zor meslek değil diyenlere cevaben evet günün az saati çalışıp yazın 2 ay tatil yapıyoruz belki ama siz evde biriyle uğraşamazken biz otuz kırk tanesiyle uğraşmaya çalışıyoruz. Hele bir de işin ucunda gerçekten tüm ülkenin geleceği yatıyorsa işte en zor iş budur. Ki daha atanmadan çilelerimiz başlıyor. Şu an KPSS çalışıyorum ve cidden stresim tavan yapmış durumda. Dua edin bana ve tüm atanmayı bekleyen öğretmen adaylarına :)

|
6

Lifebuoy (muhteşem sabun)

Yazar: on 21:07 in ,


Sanırım, öncelikle bu günü sıkıntılarımdan biraz rahatlamak kafamı dağıtmak için kendime fotoğraf çekme günü ilan ettiğimi belirtmem gerek. Yurtta elimin altında olan her şeyin fotoğrafını çektim galiba :) Terapi gibi bir şey ama inanın o kadar rahatlatıcı etkisi var ki depresyon haplarından bile daha güçlü! Uzun zaman sonra makinayı elime almışken bugüne kadar kullandığım en güzel sabunu okuyucalarımla paylaşmasam olmazdı :) Öğlen vakti işeri ışık doluyken serdim nar çiçeği şalımı yere :) yurtta olunca zeminide mecburen kendim ayarlıyorum :)) Çok eğlendim bu fotoğrafları çekerken sabunu tanıtmaktan çok fotoğraflarımı paylaştığımı düşünürseniz haklı yanınız büyük olacaktır :)



 Gelelim bu kadar övdüğüm güzelim sabunuma. Geçtiğimiz günlerde bir blogta görmüştüm bu sabunun tanıtımını. Ki gerçekten yazarın dediği kadar varmış iyi ki almışım artık sabunumu asla değiştirmeyeceğim. Yeşili, mavisi, kırmızısıyla her rengini sıra sıra deneyeceğim :D Sabunumuz neden bu kadar güzel peki? Şöyle ki sabuna incecik bir boru koymuşlar sabunu sıkınca böyle çok tatlı bir şekilde akıyor elinize nasıl tarif etsem böyle ince ince avucunuza doluyor :) Sonra ellerinizi yıkadığınızda kesinlikle sıvı sabunla yıkamış hissi olmuyor. "Sabun elimde kaldı" hissine hiç kapılmadım sanki katı sabunla elimi yıkıyorum. Kokusuna gelince hiç düşünmeden kırmızıyı sevdiğim için almıştım, kokusuna da bayıldım. Temizlik kokuyor :D deterjan gibi değil ama aşırı parfümlüde değil. Temizliği konusuna gelince antibakteriyel olduğunu hissettiriyor kesinlikle. Tertemiz ellerim yaa diyorsunuz :)) Ellerimi yıkayasım geliyor sürekli :D Yurt ortamında zaten temizlik zor olduğu için mutlaka böyle ürünler kullanılmalı diye düşünüyorum.



Katı sabuna gelince ise hiç kullanmadım henüz :) Katı sabunuda daha önce görmemiştim. Cuma günü markete uğramıştım aaa bi baktım promosyon ürünü bir sürü dizmişler sıra sıra. Yeşilin kokusunuda merak ediyordum üstelik 1 tl idi attım sepete :))) elbet bir ara kullanacağımdır hiç olmadı hediye ederim :) Sıvı sabunu da Ankara'da oturanlar bilirler Sıhhıyede köprü altında bir kozmetik dükkanı var Motif kozmetik oradan aldım. Bugüne kadar gördüğüm en uygun kozmetikçi. Bu sabunu da 2 tl ye aldım. Eğer Ankarada iseniz kesinlikle tavsiye ederim mutlaka alışverişlerinizi ordan yapın :) 
 



Amma övdüm galiba okuyanların gidip hemen bu sabundan alıp deneme psikolojilerine gireceklerini düşünüyorum :D bundan dolayı da lifebuoy'un bana promosyon olarak bir şeyler yollaması gerek kesinlikle :))) Deneyenler ya da deneyecek olanlar yorumlarınızı bekliyorum :) Bir de unutmadan daha ayrıntılı bilgi için buyrun buradan :)


Son olarakta yeni bir kategori daha oluşturdum kendime :) Bundan sonra denediğim beğendiğim ya da beğenmediğim ürünleri de tanıtacağım burda. Eğlenceli oluyor fotoğraflaması ve anlatması. Biraz kafa dağıtmak adına iyi gelecektir kendime hem belki birilerine de faydam dokunur :)


Bi sabun için bile o kadar çok şey yazdım ki hayretler içerisindeyim :) 


Es Selamu Aleykum...

|
12

Çikolatalı Muzlu Kek

Yazar: on 22:04 in ,

Uzun zaman önceydi daha okulum bile açılmamıştı aslında ben bu tarifi denediğimde ama yayınlamak kısmet olmadı bir türlü. Halamlar misafir gelecekti ben de zaten bir şeyler denemek istiyordum ve aklımda da daha önce cake in life da gördüğüm bu enfess kek vardı. Orjinal tarifse sevgili rumma ya ait. Ben üst süsleme kısmını cake in life daki gibi yaptım evde beni yap beni yap diye bekleyen dr.oetker glazür çikolatamın bu keke yakışacağına emindim ve öyle de oldu. Şimdi gelelim tarifimize :)



Malzemeler ;

   4 yumurta
   150 gr tereyağı veya margarin
   35 gr kakao
   120 gr su
   1 su bardağı pudra şekeri
   1 paket kabartma tozu
   2 adet büyük muz
   un

Yapılışı ;

Su ,kakao ve yağı orta ateşte eriyene kadar karıştırın ve soğumasını bekleyin. Oda sıcaklığındaki yumurtaları ve şekeri çırpın,Kakaolu karışımı da ekleyin ve karıştırın.Un ve kabartma tozunu da ekleyin.En son içine dilimlediğiniz muzları da ilave edip çok az karıştırın.Önceden ısıtılmış fırında pişirin.





Şimdi ise gelelim benim yaptığım ekler ve farklılıklara. Evde tek muz olduğu için ben bir tane muz dilimleyip koydum bir avuç kadarda damla çikolata koydum. O resimlerde eriyik görünen kısım onlar yani :) Sonra 120 gr suyu ölçemeyeceğim için kafamdan yarım bardak olarak belirledim :) En sonda glazürde ise üzerini okumadığım için birazda aceleden keki soğumadan döküvermişim :)) tabi olarak donmadı bide ben donacak diye yaymaya çalışırken çikolatalarım birbirine karıştı ve beyaz siyah olması gerekirken sütlü çikolata oldu :D Burdan ders çıkardım bi daha aynı hataya düşmem artık :) Sonuç olarak keki yiyen herkes hayran kaldı. Yorumlar güzel olunca tabi ben de pek bir mutlu oldum :) henüz yeni yeni mutfağa giren biri olunca böyle oluyor :) Gerçekten ben de pek kek sevmeyen biri olduğum halde bayılarak yedim. Kesinlikle denemelisiniz!



Afiyet olsun :)))



|
6

Yorumsuz

Yazar: on 18:55 in

|
12

Haddini bil Hakkı Devrim özür dile!

Yazar: on 17:25
Televizyon izlemeyi pek sevmeyen bi insan olduğum için Okan'ın yeni programından da haberim bile yoktu ki yapılan terbiyesizliğide duymamıştım. Program ne zaman yayınlandı bilmiyorum ama Hakkı Devrim, Okan Bayülgen'in bir programında Peygamber Efendimiz için saçma sapan sözler sarf etmiş! Ona göre Efendimiz 'kabile şefi' imiş (gör bi kabile şefi bir dinin bir ümmetin önderi sen ne oldun ne yapabildin madem göstersene!!!) Kuran güya Efendimizin kendi sözleri imiş! (Açıp bir kere kuranın mealini okumadan bu sözleri bir insanın yazamayacağını anlamadan atıp tutmak ne kolay! zaten açıp okusalar bir şey olacaklar bir şeye benzeyecekler!) Daha neler demiş bilmiyorum inanın izlemedim de gerekte duymuyorum! 
Peki bu kendini ve haddini bilmeyen insancık (sanatında istediği kadar başarılı olsun bir milletin dinine laf eden, yaşına başına bakmadan deli devre konuşan şahıs benim gözümde insancık bile değildir de neyse) halktan nasıl özür diler. Tabi ki halk susmayıp tepkisini gösterirse! Tepkimizi de nasıl göstereceğimizi hemen anlatıyorum. Önce http://www.tv8.com.tr/s-13-0-izleyici-temsilcisi linke tıklıyoruz. Açılan sayfadaki bilgileri doldurup nota da yazmak istediklerimizi ekliyoruz. Örnek olması açısından ben şöyle yazdım.


"Okan Bayülgen'in programında Hakkı Devrim gibi bir sanatçının en az %75 inin müslüman olduğu bir ülkede peygamber efendimiz hakkında kabile şefi kuran onun sözleri gibi müslüman olan insanların sindiremeyeceği cümleler kurması hiç yakışık almamıştır mümkünse kamuoyu önünde müslüman olan tüm Türkiye halkından özür dilemesini rica ediyorum!"


Sen inanmayabilirsin Hakkı Devrim ama benim dinime laf edemezsin. Ben Fransızı, Danimarkalısı dinime laf edip karikatür çiziyor diye sinirden titrerken beddua üstüne beddua ederken sen bir de Türk'ken bunu yaparsan el ne yapsın. Ben o ele helak olsun derken sana da demiş olurum. Yine de Rabbim hidayet versin kalbi katılaşmış ve kararmış olanlara!

Dilimin kemiği kırıldı cümleleri duyunca biraz ağır konuşmuş olabilirim hatta belki başım belaya bile girebilir bu cümlelerim yüzünden ama umrumda değil :) 


Yanlış iş yapmamak adına videoyu da yektâ arkadaşım sayesinde izledim hemen izleyebilmeniz için adresi paylaşıyorum

http://www.haberdar.com/haber/hakki-devrimin-hz-muhammed-gafina-tepki-yagiyor-izle-3212776

Hakkı Devrim nasıl bir ustaysa artık kaç yaşına gelmiş kabile şefi kelimesinde aslında öyle demek istemediğini Okan Bayülgen açıklıyor programı kurtarmak adına! Hala konuşabilecek yüzleri var mı acaba merak ediyorum böyle zihniyetsiz insanları takip edip taraf olanların!!!



Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan gibidir! unutmayalım.

|

Copyright © 2009 lâ-illâ All rights reserved. Theme by Laptop Geek. | Bloggerized by FalconHive.